Suriye Hava Trafiğinde Türkiye-ABD-Rusya İşbirliği Modeli
TSuriye sivil hava trafiği için Türkiye, ABD ve Rusya nasıl işbirliği yapabilir? DT, Suriye merkezli sivil-asker hava koordinasyon modelini inceliyor. Slug: suriye-hava-trafigi-turkiye-abd-rusya-isbirligi
Suriye Sivil Hava Trafiği İçin Türkiye, ABD ve Rusya Nasıl İşbirliği Yapabilir?
Suriye hava sahasının uluslararası sivil uçuşlara daha güvenli ve öngörülebilir biçimde açılması yalnızca havalimanlarının onarılması veya yeni radarların kurulmasıyla mümkün olmayabilir. Türkiye, ABD ve Rusya’nın Suriye egemenliği altında farklı roller üstlendiği bir sivil-asker hava sahası koordinasyon mekanizması; uçuş güvenliği, çatışmasızlık ve ortak hava durumsal farkındalığının geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Ancak bunun için ortak hava resmi oluşturmak amacıyla işbirliği yapılması gerekiyor.
Suriye’de savaş sonrasında yeniden oluşturulması gereken kritik altyapılardan birisi de sivil havacılık sistemidir.
Havalimanlarının yeniden faaliyete geçirilmesi bu sürecin yalnızca görünen tarafını oluşturuyor. Uçakların güvenli biçimde Suriye hava sahasına girebilmesi için hava trafik kontrol sistemlerinin, radarların, uçuş planlarının, NOTAM süreçlerinin ve sivil-asker hava sahası koordinasyonunun da yeniden işler ve güvenilir bir hâle getirilmesi gerekiyor.
Nitekim Suriye’nin Mart 2026’da güncellenen elektronik Havacılık Bilgi Yayını’na (eAIP) göre Damascus FIR, ülke toprakları üzerindeki hava sahasını kapsıyor ve Damascus ACC 24 saat hava trafik hizmeti sağlıyor.
Daha önemlisi, Suriye’nin güncel hava sahası düzenlemelerinde askerî faaliyetlerle sivil hava trafik kontrolü arasındaki koordinasyonun Damascus ACC üzerinden yürütülmesi öngörülüyor.
Dolayısıyla kurumsal çekirdek aslında mevcut:
Merkezde Suriye bulunmalı.
Suriye’nin ihtiyacı yalnızca yeni radarlar değil
Türkiye’nin Şam Uluslararası Havalimanı’na sağladığı ASELSAN üretimi HTRS-100 Hava Trafik Kontrol Radar Sistemi, Suriye’nin hava trafik gözetleme kapasitesinin yeniden oluşturulmasına katkı sağlayabilecek önemli bir altyapı yatırımıdır.
Ancak radar tek başına hava sahası yönetimi için yeterlidir anlamına da gelmiyor.
Radar hava trafiğini tespit eder. Hava trafik sistemi ise tespit edilen bu hava trafiğini yönetir. Bu işlemin yapılabilmesi için Hava Resminin oluşması gereklidir. Hava resmi ise farklı kaynaklardan gelen bilgilerin birleştirilerek oluşturulur. Bu sayede hava sahasında ne olduğunun anlaşılması sağlanmış olur.
Bu nedenle Suriye’nin uzun vadeli ihtiyacı yalnızca daha fazla radar değil; Sivil hava trafik yönetim sisteminin alt yapısının kurulmasına ihtiyaç vardır.
Sivil hava resmi, RAP ve COP aynı şey değil
Burada üç kavramı birbirinden ayırmak gerekiyor.
Sivil ATC resmi, hava trafik kontrolörlerinin uçakları emniyetli biçimde ayırmasına ve yönlendirmesine hizmet eder.
Recognized Air Picture (RAP), farklı sensörlerden gelen hava izlerinin kimliklendirilerek daha geniş bir tanınmış hava resmi oluşturmasını sağlar.
Common Operational Picture (COP) ise hava resminin yanında kara, deniz, istihbarat ve diğer operasyonel bilgileri de kapsayabilen daha geniş bir komuta-kontrol ürünüdür. Bu terim daha çok Askeri kullanıcıların aşina oldukları bir ifadedir.
Dolayısıyla Suriye sivil havacılığının mutlaka bir askerî COP’a bağlanması gerekmez.
Asıl ihtiyaç, sivil ve ihtiyaç duyulduğunda da askerî kullanıcıların da sivil trafiklerin emniyetini riske etmeden kendi görevleri için kullanabilecekleri bir platformun Sivil işletmeciler eli ile oluşturulmasıdır. Diğer bir ifadeyle asker ve sivillerin gerektiğinde kontrollü biçimde paylaşabilecekleri bir hava sahası koordinasyon mimarisi oluşturulmasına ihtiyaç vardır.
Neden Türkiye, ABD ve Rusya?
Bu üç ülkenin Suriye hava sahasındaki rolleri aynı olmak zorunda değil. Aksine başarılı bir model için rollerinin farklı olması daha doğru olabilir. Uygun bir çerçevve anlaşması ile bu hedefe ulaşmak mümkündür. ABD ve RUSYA nın Ukrayna da direk veya dolaylı olarak karşı karşıya gelme riskleri varken uzay faaliyetleri kousunda iş birliklerini aksatmadan devam ettiklerini hatırlatmak faydalı olacaktır. Ukrayna savaşı sonrasında siyasi ve askerî ilişkiler çok sert biçimde bozulmasına rağmen, uzay hukuku ve özellikle ISS tarafında şaşırtıcı derecede güçlü bir hukuki devamlılık var.
Türkiye: Teknik altyapı ve kapasite geliştirme
Türkiye, Suriye’nin sivil havacılık altyapısının yeniden geliştirilmesine radar, hava trafik kontrolü, eğitim, teknik destek ve haberleşme altyapısı üzerinden katkı sağlayabilir.
Türkiye ayrıca Suriye’nin kuzeyinde önemli askerî faaliyetleri bulunan bir aktör.
Dolayısıyla Türk askerî uçuşları ile Suriye sivil hava trafiği arasındaki koordinasyonun geliştirilmesi doğrudan uçuş güvenliği sağlayabilir. Benzer şekilde Koalisyon Rusya ABD ve hatta İsrail uçuşları hakkında ortak çalışmalar yapılabilir.
Türkiye’nin görevi Suriye özelinde aslında iki katmanlı olarak düşünülebilir:
sivil havacılık kapasitesinin geliştirilmesi + askerî uçuş koordinasyonu için ABD ve Rusya arasında koordinatör olmak.
Rusya: Hmeymim ve batı Suriye hava sahası koordinasyonu
Rusya’nın Suriye’deki askerî varlığı tamamen sona ermiş değil. Hmeymim Hava Üssü ve kıyı bölgesindeki Rus askerî faaliyetleri nedeniyle Moskova da Suriye hava sahasının güvenli biçimde kullanılmasında dikkate alınması gereken aktörlerden biri.
Ayrıca Suriye ve Rusya, Latakia Havalimanı’nın sivil uçuşlara yeniden açılması öncesinde tesislerin devri ve operasyonel ihtiyaçlar konusunda Ağustos 2026’da görüşmeler gerçekleştirdi.
Bu nedenle Rusya’nın muhtemel katkısı Suriye hava trafik sistemini yönetmek değil;
Rus askerî uçuşları, Hmeymim faaliyetleri ve gerektiğinde paylaşılabilir hava izleri konusunda Damascus ACC ile koordinasyon sağlamak olabilir.
ABD: Güvenlik, standartlaştırma ve çatışmasızlık katmanı
ABD’nin rolü ise Türkiye ve Rusya’dan farklı düşünülmeli.
Washington’ın Suriye hava trafik altyapısına mutlaka radar konuşlandırması gerekmiyor.
ABD’nin daha önemli katkısı;
çatışmasızlık mekanizmaları, bilgi güvenliği, standartlaştırma, uluslararası havacılık sistemine yeniden entegrasyon ve farklı askerî aktörler arasında güven oluşturulması olabilir.
ABD özellikle Türkiye ile Rusya arasında doğrudan askerî veri entegrasyonu kurulmasının yaratabileceği NATO güvenlik problemlerini azaltabilecek bir mimarinin geliştirilmesine katkı sağlayabilir.
Bu nedenle ABD’nin rolü bir sensör sağlayıcısından çok; güvenlik ve koordinasyon katmanı olarak düşünülebilir. ABD Koalisyon kuvvetlerini başında olarak ESAD döneminde İŞİD ile mücadele kapsamında hem RUSYA hem Suriye ile bir mekanizma geliştirmişti. Benzer bir durum bu gün de denenebilir.
ICAO modeli bize önemli bir ipucu veriyor
Bu yaklaşım aslında uluslararası sivil havacılık prensiplerine yabancı değil.
ICAO’nun Civil-Military ATM Cooperation yaklaşımında hava sahası yalnızca sivil veya yalnızca askerî bir kaynak olarak görülmüyor.
“Flexible Use of Airspace” yaklaşımına göre hava sahası, sivil ve askerî kullanıcıların ihtiyaçlarının mümkün olduğu ölçüde birlikte karşılandığı sınırlı bir ulusal kaynak.
Bu nedenle ICAO;
sivil havacılık otoriteleri,
hava trafik hizmet sağlayıcıları,
askerî makamlar,
hava sahası yöneticileri
arasında stratejik, pre-taktik ve taktik seviyelerde koordinasyonu destekliyor.
Suriye açısından düşünüldüğünde genel kabul görmüş uluslararası bu yaklaşım önemli bir model oluşturabilir.
DefenceTrend önerisi: Suriye Civil-Military Air Coordination Cell
Buradan hareketle Suriye için tamamen yeni bir askerî komuta merkezi kurmak yerine daha sınırlı bir yapı düşünülebilir:
Syria Civil-Military Air Coordination Cell – Suriye Sivil-Asker Hava Koordinasyon Hücresi.
Bu, mevcut veya kurulmuş bir yapı değildir.
DefenceTrend tarafından önerilen kavramsal bir modeldir.
Merkezde Suriye’nin sivil havacılık otoritesi ve Damascus ACC bulunur. Türkiye, ABD ve Rusya ise sürekli veya gerektiğinde koordinasyon sağlayan dış katmanlar olarak görev yapar. uygun protokoller kapsamında birer irtibat amaçlı kendi personellerini ACC ye temsilci olarak atayabilirler.
İrtibat elemanları tarafından sadece Suriye hava sahasının güvenli kullanımı için gerekli bilgiler paylaşılır.
Ortak hava resmi, ortak ağ anlamına gelmemeli
Bu ayrım özellikle Türkiye açısından kritik.
Türkiye NATO üyesi.
Rusya ise NATO’nun potansiyel rakibi.
Dolayısıyla Türk veya NATO C2 altyapısının Rus sistemlerine doğrudan bağlanması ciddi bilgi güvenliği sorunları yaratabilir.
Türkiye’nin S-400 tedariki sırasında yaşanan tartışma bunun en bilinen örneklerinden biriydi.
Ancak Suriye’deki hava sahası koordinasyonu aynı problemi tekrar etmek zorunda değil.
“Ortak ağ kurmak başka, belirli hava izlerini ortak ağ oladan paylaşmak başka.”
Türkiye kendi ulusal sisteminden paylaşılmasına izin verilen bilgileri ayrı bir güvenlik geçidi üzerinden Suriye koordinasyon ağına aktarabilir. Türkiye ASELSAN üretimi hava gözetleme radarlarını kullanarak Suriye hava sahasına destek verebilir. Sadece bu amaç için görevlendirilen radarlar NATO ağından bağımsız olarak görev yaparlar. Bu sayede NATO da oluşması muhtemel güvenlik endişesi de giderilmiş olur.
Rusya aynı şeyi kendi tarafından yapabilir.
ABD ise bu mimarinin güvenlik standartlarının oluşturulmasına katkı sağlayabilir. Yada Ürdün üzerinden Lokal ABD radarları ile katkı sağlayabilir.
DefenceTrend’in daha önce incelediği NATO’da birlikte çalışabilirlik anlayışındaki dönüşüm, modern interoperability’nin yalnızca sistemlerin teknik olarak birbirine bağlanması olmadığını; veri, süreç, insan ve karar mekanizmalarını da kapsadığını gösteriyor.
Bir “ADSI mantığı” kullanılabilir mi?
Farklı sistemlerden gelen bilgilerin birbirine dönüştürülmesi de çözülemeyecek bir teknik problem değil.
DefenceTrend’in daha önce ele aldığı ADSI ( Air Defence System Integrator), farklı radar, taktik veri linki ve C2 sistemleri arasında veri çevirimi gerçekleştiren bir entegrasyon geçidinin nasıl çalışabileceğinin önemli örneklerinden biridir. Bu, Suriye’de ADSI kullanılmalı anlamına gelmiyor.
Ancak mimari prensip kullanılabilir:
Sistemleri birbirine bağlamak yerine verileri normalize etmek.
Böylece;
Türk sistemi Türk ağı olarak,
ABD sistemi ABD ağı olarak,
Rus sistemi Rus ağı olarak,
Suriye sistemi Suriye ağı olarak
kalmaya devam eder. Aralarında yalnızca paylaşılmasına izin verilen bilgiler dolaşır.
Ne paylaşılabilir?
Sivil uçuş güvenliği açısından paylaşılması gereken bilgi miktarı düşünüldüğünden daha sınırlı olabilir.
Örneğin;
uçuş planı,
hava aracının konumu,
irtifası,
istikameti,
hızı,
hava sahası rezervasyonu,
askerî faaliyet bölgesi,
geçici tehlike alanı,
uçuş güvenliği uyarısı
paylaşılabilir.
Buna karşılık;
radar ham verisi,
sensör teknik parametreleri,
NATO Link-16 mesajlarının tamamı,
askerî IFF güvenlik bilgileri,
elektronik harp verileri,
SIGINT bilgileri,
gizli operasyon planları
ortak sisteme aktarılmayabilir.
Dolayısıyla sistemin amacı askerî şeffaflık değil;
uçuş güvenliği için gerekli minimum ortak farkındalık olmalıdır.
ABD’nin katılımı S-400 problemini neden azaltabilir?
Türkiye ile Rusya’nın doğrudan C2 entegrasyonu Washington ve NATO açısından güvenlik endişesi yaratabilir.
Ancak ABD’nin de sürecin içinde bulunduğu, açık veri paylaşım kurallarına sahip bu mekanizma farklı bir model oluşturmaktadır. Sivil hava trafiğinin tesisi ana hedef olacaktır.
ABD burada NATO verilerini Rusya’ya aktaran taraf olmayacaktır.
Aksine hangi bilginin paylaşılabilir olduğunun belirlenmesi, güvenlik alanlarının ayrılması ve Türkiye’nin NATO yükümlülükleriyle mekanizmanın uyumlu tutulması açısından güven artırıcı rol oynayabilir.
Bu nedenle üçlü model;
Türkiye–Rusya entegrasyonu
yerine;
Suriye merkezli Türkiye–ABD–Rusya koordinasyonu
olarak tanımlanmalıdır.
Bu küçük terminolojik fark aslında mimarinin tamamını değiştiriyor.
Sivil havacılığa ne kazandırır?
Böyle bir yapı doğru uygulanırsa Suriye’nin sivil havacılık sistemine doğrudan katkı sağlayabilir.
Öncelikle sivil ve askerî uçuşların ayrılması kolaylaşır.
Bunun yanında;
NOTAM’ların daha hızlı yayımlanması, askerî faaliyet alanlarının önceden bildirilmesi, sivil rotaların dinamik olarak değiştirilmesi, hava trafik kontrolörlerinin durumsal farkındalığının artırılması, tehlikeli hava sahalarının daha hızlı kapatılması, uçuşların gereksiz yere geniş bölgelerden uzaklaştırılmasının azaltılması bu mekanizma ile mümkün olabilir.
Uzun vadede bunun ekonomik sonucu da ortaya çıkacaktır.
Daha öngörülebilir hava sahası; daha fazla uluslararası uçuş, daha düşük sigorta ve operasyonel risk, daha kısa rotalar, ve daha güvenilir havaalanı tüm havaalanı operasyonları için gerekli şartlardan biridir.
Ancak egemenlik Suriye’de kalmalı
Bütün bu modelin temel siyasi ve hukuki şartı burada bulunuyor.
Chicago Sözleşmesi’nin 1’inci maddesi devletlerin kendi toprakları üzerindeki hava sahasında tam ve münhasır egemenliğini tanıyor.
Dolayısıyla kurulabilecek mekanizma;
“Türkiye, ABD ve Rusya Suriye hava sahasını yönetsin”
şeklinde tasarlanmamalıdır.
Doğru model;
“Suriye kendi hava sahasını yönetsin; Türkiye, ABD ve Rusya güvenli yönetim için gerekli koordinasyonu ve desteği sağlasın”
olmalıdır.
Bu nedenle sistemin operasyonel merkezi Damascus ACC olmalıdır.
DefenceTrend değerlendirmesi
Suriye sivil havacılığının yeniden geliştirilmesi yalnızca pistlerin onarılması, terminallerin açılması veya yeni radarların kurulmasıyla tamamlanabilecek bir süreç olarak düşünmemek gerekir.
Asıl mesele ülkenin hava sahasında yeniden güvenilir hava sahasası durumsal farkındalığı ve hava sahası yönetimini oluşturabilmek.
Türkiye teknik altyapı ve kapasite geliştirme sağlayabilir.
Rusya Hmeymim ve kendi askerî uçuşlarıyla ilgili koordinasyon sağlayabilir.
ABD ise güvenlik, standartlaştırma, uluslararası entegrasyon ve çatışmasızlık mekanizmasına katkıda bulunabilir.
Ancak bütün bunların merkezinde Suriye bulunmalıdır.
Bu nedenle Suriye için uzun vadede en gerçekçi model;
Türkiye–ABD–Rusya ortak askerî C2 ağı değil, Suriye egemenliği altında çalışan federatif bir sivil-asker hava sahası koordinasyon mimarisinin kurulması olabilir.
Böyle bir yapının başarısı kaç radarın birbirine bağlandığıyla değil;
doğru bilginin, doğru zamanda, doğru kullanıcıya ve doğru güvenlik seviyesinde ulaştırılmasıyla ölçülmelidir.
Önemli bir noktanın altını tekrar çizmek gerekir ” Suriye’nin hava sahasının normalleşmesi için herkesin aynı ağa bağlanmasına gerek yok.”
Herkesin, uçuş güvenliği için bilmesi gerekeni zamanında bilmesi yeterli olabilir.



