REJTF: CENTCOM’un 60 Günlük Harekâta Kazandırma Modeli
REJTF, CENTCOM’un yeni kabiliyetleri 60 gün içinde harekâta kazandırmak için kurduğu müşterek inovasyon yapısıyla teknoloji sürecini hızlandırıyor.
ABD Merkez Komutanlığı, yeni teknolojilerin yıllar süren geleneksel tedarik süreçlerine takılmadan kullanıcı birliklere ulaştırılması amacıyla Hızlı Harekâta Kazandırma Müşterek Görev Kuvvetini kurdu. REJTF; kara, deniz, hava ve özel kuvvetlerin inovasyon birikimini müşterek bir yapıda birleştirerek muharebeye hazır çözümleri 60 gün içinde harekâta kazandırmayı hedefliyor.
ABD Merkez Komutanlığı (United States Central Command–CENTCOM), yeni askerî teknolojilerin denenmesi ile operasyonel kullanıma alınması arasındaki süreyi kısaltmak amacıyla Hızlı Harekâta Kazandırma Müşterek Görev Kuvvetini (Rapid Employment Joint Task Force–REJTF) oluşturdu. CENTCOM tarafından 23 Eylül 2025’te ilan edilen yapı, muharebeye elverişli yeni kabiliyetleri 60 gün veya daha kısa sürede kullanıcı birliklerin hizmetine sunmayı amaçlıyor.
REJTF yalnızca yeni sistemleri test eden bir inovasyon merkezi olarak tasarlanmadı. Bunun yerine yapı; kaynak yönetimi, değerlendirme, bilgi sistemleri, veri entegrasyonu, tedarik, lojistik ve kullanıcı birliklerle bütünleşme gibi farklı uzmanlık alanlarını aynı süreçte bir araya getiriyor. Böylece bir teknolojinin tespit edilen operasyonel ihtiyaçtan başlayarak sahada kullanılabilir çözüme dönüşmesine kadar geçen sürenin kısaltılması hedefleniyor.
REJTF neden kuruldu?
Modern savaş alanındaki tehditler, geleneksel savunma tedarik süreçlerinden çok daha hızlı değişiyor. Özellikle insansız sistemler, karşı-İHA çözümleri, yapay zekâ uygulamaları, otonom lojistik araçları ve yazılım tabanlı komuta-kontrol kabiliyetleri aylar içerisinde yeni biçimler kazanabiliyor. Buna karşılık klasik ihtiyaç belirleme, bütçelendirme, geliştirme, test, kabul ve envantere alma süreçleri yıllarca sürebiliyor.
Bu nedenle CENTCOM, yeni bir teknolojiyi yalnızca geliştirmek yerine onu operasyonel kullanıcıya ulaştıracak müşterek bir mekanizma kurmaya yöneldi. REJTF’nin temel görevi de tam olarak bu boşluğu kapatmak: denemede başarılı olan bir çözümü muharebeye elverişli hâle getirerek mümkün olan en kısa sürede kullanıcı birliklere kazandırmak.
CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper, kuruluş açıklamasında yeni yapının kuvvet bileşenleri arasında devam eden çalışmaları bir araya getireceğini ve savaşçılara yeni kabiliyetler kazandırılmasını hızlandıracağını belirtti. CENTCOM Baş Teknoloji Sorumlusu Joy Shanaberger ise hedeflerini, muharebeye hazır kabiliyetleri 60 gün veya daha kısa sürede kullanıcıya sunmak olarak açıkladı.
REJTF 60 günlük döngüyü nasıl uygulayacak?
REJTF’nin resmî internet sitesinde çalışma modeli, tekrarlanan 60 günlük geliştirme ve teslim döngüleri üzerinden açıklanıyor. Öncelikle sahadaki operasyonel sorun belirleniyor. Ardından uygun teknoloji, yazılım veya mevcut sistem seçilerek kullanıcı birliklerle birlikte geliştiriliyor ve değerlendiriliyor.
Bu yaklaşımda kullanıcı geri bildirimi sürecin sonunda değil, geliştirme faaliyetinin tamamında alınıyor. Dolayısıyla sahadaki asker yalnızca kendisine teslim edilen sistemin kullanıcısı konumunda bulunmuyor; aynı zamanda çözümün tasarlanması, denenmesi ve iyileştirilmesi sürecine de katılıyor.
Bununla birlikte 60 günlük hedef, bütün sistemlerin bu süre içinde standart envantere alınacağı anlamına gelmiyor. Karmaşık silah sistemleri yine kapsamlı güvenlik, uygunluk, test ve sertifikasyon süreçlerinden geçmek zorunda. REJTF’nin vadettiği hız; belirli bir operasyonel ihtiyaca cevap veren, muharebeye elverişli bir çözümün kullanıcı birliklerin eline ulaştırılmasıyla ilgili. Başka bir ifadeyle yapı, geleneksel tedarik sisteminin tamamının yerine geçmekten ziyade acil operasyonel ihtiyaçlar için hızlandırıcı bir katman oluşturuyor.
REJTF üç alana odaklanıyor
CENTCOM, REJTF’nin çalışmalarını kabiliyet, yazılım ve teknoloji diplomasisi olmak üzere üç ana başlıkta topluyor.
Kabiliyet alanı; insansız araçlar, karşı-İHA sistemleri, sensörler, elektronik harp çözümleri ve otonom lojistik platformları gibi fiziksel sistemlerin geliştirilmesini ve harekâta kazandırılmasını kapsıyor. Ayrıca mevcut sistemlerin farklı bir görev için uyarlanması da bu alan içerisinde değerlendiriliyor.
Yazılım alanı ise veri entegrasyonu, yapay zekâ, görev uygulamaları ve komuta-kontrol araçlarının daha kısa geliştirme döngüleriyle kullanıcıya ulaştırılmasına odaklanıyor. Yazılım tabanlı kabiliyetlerin donanım sistemlerine kıyasla daha hızlı güncellenebilmesi, REJTF’nin 60 günlük modelinin uygulanabileceği önemli alanlardan birini oluşturuyor.
Teknoloji diplomasisi ise CENTCOM’un bölgesel ortaklarıyla birlikte geliştirme, deneme ve bilgi paylaşımı yürütmesini öngörüyor. Bu başlık, ortak ülkeleri yalnızca ABD’den teknoloji alan kullanıcılar olmaktan çıkararak ihtiyaçların belirlenmesi ve çözümlerin değerlendirilmesi sürecine dâhil etmeyi amaçlıyor.
REJTF görev kuvvetlerini nasıl birleştiriyor?
CENTCOM’un kara, deniz, hava ve özel kuvvet bileşenleri daha önce kendi görev alanlarına yönelik teknoloji birlikleri oluşturmuştu. Ancak bu yapılar büyük ölçüde bağlı oldukları kuvvetin ihtiyaçlarına odaklanıyordu. REJTF ise farklı kuvvet bileşenlerinin inovasyon çalışmalarını müşterek seviyede ilişkilendiren bir koordinasyon katmanı oluşturuyor.
Task Force 39, ABD Kara Kuvvetleri Merkez Komutanlığının inovasyon ve modernizasyon çalışmalarını yürütüyor. Birliğin faaliyetleri arasında eklemeli imalat, karşı-İHA teknolojileri ve insansız lojistik araçlarının denenmesi bulunuyor.

Task Force 59, ABD Deniz Kuvvetleri Merkez Komutanlığı bünyesinde insansız deniz araçları, robotik sistemler ve yapay zekâ çözümlerini deniz harekâtına entegre ediyor. Birlik, farklı insansız platformlardan gelen verileri tek bir arayüzde birleştiren komuta-kontrol uygulamalarını da test etti.
Task Force 99, hava harekâtı için düşük maliyetli insansız hava araçları, uzun havada kalışlı istihbarat, gözetleme ve keşif platformları ile karşı-İHA çözümleri üzerinde çalışıyor. Bunun yanı sıra seferî hava lojistiği ve elektronik karıştırmanın tespit edilmesine yönelik uygulamalar da görev alanı içerisinde bulunuyor.

Task Force 179 ise ABD Özel Harekât Komutanlığı Merkez unsurunun dijital ve insansız sistem faaliyetlerini yürütüyor. İstihbarat, gözetleme ve keşif; hedef bilgisi paylaşımı, elektronik harp ve faydalı yük ulaştırma çözümleri bu birliğin çalışma alanları arasında yer alıyor.
Dolayısıyla REJTF, bu görev kuvvetlerinin yerine geçen yeni bir üst komutanlık olarak değerlendirilmemeli. Daha doğru bir ifadeyle yapı, farklı kuvvetlerde geliştirilen çözümleri müşterek ihtiyaçlarla eşleştiren ve başarılı kabiliyetlerin daha geniş ölçekte kullanılmasını hızlandıran bir inovasyon koordinasyon merkezi niteliği taşıyor.
REJTF ile Task Force Scorpion Strike bağlantısı
REJTF modelinin en görünür uygulamalarından biri, Task Force Scorpion Strike (TFSS) oldu. CENTCOM, 3 Aralık 2025’te Orta Doğu’da konuşlandırılan ilk Amerikan tek yönlü taarruz İHA filosunun Task Force Scorpion Strike bünyesinde oluşturulduğunu açıkladı.
Birlik, Düşük Maliyetli İnsansız Muharebe Taarruz Sistemi (Low-cost Unmanned Combat Attack System–LUCAS) adı verilen platformları kullanıyor. CENTCOM’un paylaştığı bilgilere göre LUCAS; farklı fırlatma yöntemleriyle kullanılabilen, uzun menzilli ve otonom görev yapabilecek şekilde tasarlanan tek yönlü taarruz İHA’sı niteliğinde.
Task Force Scorpion Strike’ın oluşturulması, REJTF’nin üç ana çalışma alanından kabiliyet başlığıyla ilişkilendirildi. Faaliyetin yürütülmesinde Task Force 179’un bağlı olduğu ABD Özel Harekât Komutanlığı Merkez personeli öncü rol üstlendi.
Bununla birlikte müşterek kullanım yalnızca özel kuvvetlerle sınırlı kalmadı. Task Force 59, 16 Aralık 2025’te Basra Körfezi’nde seyreden Independence sınıfı kıyı muharebe gemisi USS Santa Barbara’dan LUCAS fırlattı. Böylece özel harekât unsurlarının geliştirdiği bir kabiliyet, deniz görev kuvveti tarafından farklı bir platform üzerinden kullanıldı. Bu gelişme, REJTF’nin kuvvet bileşenleri arasında kurmayı amaçladığı müşterek teknoloji aktarımının dikkat çekici bir örneğini oluşturdu.
Envantere alma değil, harekâta kazandırma
REJTF’yi yalnızca bir “hızlı envantere alma” kuruluşu olarak tanımlamak yeterli değil. Çünkü bir sistemin standart envantere girmesi; bütçelendirme, seri üretim, test ve değerlendirme, lojistik destek, eğitim, bakım ve uzun vadeli idame gibi daha kapsamlı süreçler gerektiriyor.
REJTF ise öncelikle operasyonel ihtiyaca cevap veren çözümün sahada kullanılabilir ve muharebeye elverişli hâle getirilmesine odaklanıyor. Bazı kabiliyetler daha sonra standart tedarik ve envanter süreçlerine aktarılabilir. Buna karşılık bazıları belirli bir görev, coğrafya veya tehdit için sınırlı sayıda kullanıldıktan sonra yerini daha gelişmiş çözümlere bırakabilir.
Bu yönüyle REJTF, hızla değişen teknolojiler için “mükemmel sistem tamamlanana kadar bekleme” anlayışından uzaklaşıyor. Öncelik, yeterli güvenlik ve operasyonel etkinlik seviyesine ulaşan kabiliyeti kullanıcıya vermek; ardından sahadan alınan geri bildirimle sistemi geliştirmek olarak belirleniyor.
Karşı-İHA mimarisinde REJTF ve JIATF 401
REJTF’nin hızlandırdığı kabiliyet alanlarının başında karşı-İHA sistemleri geliyor. Bununla birlikte CENTCOM’un bölgesel inovasyon yapısı, Pentagon genelinde yürütülen daha geniş kurumsal dönüşümden ayrı değerlendirilemez. DefenceTrend’in daha önce ele aldığı Müşterek Kurumlar Arası Görev Kuvveti 401 (JIATF 401), ABD Savunma Bakanlığı seviyesinde karşı-İHA çalışmalarını koordine ederken REJTF, CENTCOM sorumluluk sahasında yeni kabiliyetlerin hızla harekâta kazandırılmasına odaklanıyor.
Dolayısıyla REJTF ile JIATF 401 birbirine bağlı komuta unsurları olarak görülmemeli. İki yapı, ABD’nin hızlı kabiliyet geliştirme ve karşı-İHA mimarisinin farklı seviyelerinde görev yapan tamamlayıcı girişimler olarak değerlendirilebilir.
REJTF geleneksel tedarikin alternatifi mi?
REJTF’nin 60 günlük modeli dikkat çekici olsa da yapının geleneksel savunma tedarik sistemini bütünüyle değiştirmesi beklenmemeli. Büyük platformlar, mühimmatlar ve emniyet açısından kritik sistemler için uzun süreli mühendislik, test ve sertifikasyon faaliyetleri devam edecek.
Ancak yazılım, küçük insansız sistemler, sensörler, veri entegrasyonu ve karşı-İHA çözümleri gibi hızlı değişen alanlarda geleneksel süreçlerin tek başına yeterli olmadığı görülüyor. REJTF bu nedenle mevcut tedarik düzeni ile harekât alanının acil ihtiyaçları arasında bir köprü kuruyor.
Benzer biçimde ABD’nin insansız ve otonom sistem politikasında da merkezi koordinasyon arayışı güçleniyor. DefenceTrend’in daha önce ele aldığı Replicator’dan DAWG’a ABD’nin yeni drone savaşı süreci, Pentagon düzeyindeki bu dönüşümü gösteriyor. REJTF ise aynı yaklaşımın CENTCOM sorumluluk sahasındaki operasyonel uygulaması olarak okunabilir.





