Otonom Sistemler

Task Force 99: ABD’nin Hava Gücü İHA İnovasyon Merkezi

Task Force 99, AFCENT’in küçük İHA, yapay zekâ ve karşı-İHA çözümlerini Orta Doğu’da hızla deneyip sahaya taşıyan hava inovasyon birimidir.

Task Force 99: ABD’nin Hava Gücü İHA İnovasyon Merkezi

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığının hava alanındaki inovasyon birimi Task Force 99; küçük insansız hava araçları, yapay zekâ, haberleşme ve karşı-İHA teknolojilerini Orta Doğu’nun gerçek harekât koşullarında deniyor. Birim, Task Force 59’un denizde başlattığı hızlı deney ve insanlı-insansız ekip yaklaşımını hava boyutuna taşıyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (United States Central Command–USCENTCOM), son yıllarda Orta Doğu’yu yalnızca bir harekât sahası olarak değil, aynı zamanda yeni askerî teknolojilerin denendiği bir laboratuvar olarak kullanıyor. Bu dönüşümün hava boyutundaki en dikkat çekici unsurlarından birini ise Task Force 99 oluşturuyor.

Task Force 99, klasik anlamda bir İHA filosu veya doğrudan muharebe eden hava komutanlığı değil. Bunun yerine birim; ticari kullanıma hazır teknolojileri, küçük insansız hava araçlarını, otonom sistemleri, yapay zekâ uygulamalarını ve yeni haberleşme çözümlerini hızla deneyerek operasyonel ihtiyaçlara uyarlayan bir inovasyon, test ve değerlendirme merkezi olarak görev yapıyor.

Bu yaklaşım, Pentagon’un düşük maliyetli insansız sistemleri daha hızlı geliştirip sahaya taşıma arayışıyla da örtüşüyor. DefenceTrend’de daha önce incelediğimiz Replicator’dan DAWG’ye geçiş, ABD’nin bu alandaki çalışmalarını tekil projelerden daha geniş ve kurumsal bir otonom savaş mimarisine dönüştürmeye başladığını gösteriyor.

Task Force 99 nedir?

Task Force 99, ABD Hava Kuvvetlerinin Orta Doğu’daki hava bileşeni olan Dokuzuncu Hava Kuvvetleri–ABD Hava Kuvvetleri Merkez Komutanlığına (Ninth Air Force–U.S. Air Forces Central/AFCENT) bağlı olarak faaliyet gösteriyor.

Birimin resmî kuruluş tarihi 13 Ekim 2022. İlk komutanı Yarbay Erin Brilla olan ve “Desert Catalysts” adıyla anılan Task Force 99, başlangıçta sekiz tam zamanlı ve farklı uzmanlıklara sahip personelden meydana geliyordu. Karargâhı ise Katar’daki El-Udeyd Hava Üssü’nde kuruldu.

AFCENT, birimin görevini dijital ve insansız teknolojilerden yararlanarak rakiplerin karşısına yeni sorunlar çıkarmak ve bölgesel ortaklarla iş birliği fırsatları oluşturmak şeklinde tanımladı. Ayrıca Task Force 99’un yalnızca pilotlardan değil; elektronik, yazılım, haberleşme, spektrum yönetimi ve farklı teknik alanlardan gelen personelden oluşturulması dikkat çekti.

AFCENT’in kuruluş açıklamasına göre, birimin temelinde küçük fakat geniş yetkilerle desteklenen çok rollü bir ekip bulunuyor. Bu ekip, harekât alanında ortaya çıkan ihtiyaçları belirliyor ve uygun teknolojileri doğrudan saha koşullarında deniyor.

Task Force 59’un hava alanındaki tamamlayıcısı mı?

Task Force 99, büyük ölçüde Task Force 59’un hava alanındaki tamamlayıcısı olarak kuruldu. Ancak iki yapı arasında doğrudan bir teşkilat bağlılığı bulunmuyor.

Task Force 59 geliyor
ABD Deniz Kuvvetleri Merkez Komutanlığına bağlı Task Force 59; insansız deniz araçları, ticari sensörler ve yapay zekâ destekli veri işleme çözümleriyle deniz durumsal farkındalığını artırmaya odaklanıyor. Buna karşın Task Force 99, aynı hızlı deney ve sahaya aktarma yaklaşımını hava sahasına uyguluyor.

USCENTCOM’un kurduğu inovasyon ailesi genel olarak üç ana yapıdan oluşuyor:

Birim Bağlı olduğu unsur Ana faaliyet alanı
Task Force 59 ABD Deniz Kuvvetleri Merkez Komutanlığı İnsansız deniz sistemleri ve deniz durumsal farkındalığı
Task Force 99 ABD Hava Kuvvetleri Merkez Komutanlığı İHA, otonomi, haberleşme, yapay zekâ ve karşı-İHA
Task Force 39 ABD Kara Kuvvetleri Merkez Komutanlığı Kara robotları, lojistik ve karşı-İHA teknolojileri

Dolayısıyla bu üç yapı, tek bir müşterek insansız kuvvetten ziyade farklı kuvvet bileşenlerinin kendi harekât alanlarında kurduğu deney merkezleri olarak değerlendirilmeli. Bununla birlikte sensörlerden elde edilen verinin müşterek komuta-kontrol ağına aktarılması, yapıların uzun vadede birbirini tamamlamasını sağlıyor.

Bu sistemlerin ortak bir harekât resmi üzerinden yönetilmesi ise yalnızca İHA teknolojisiyle açıklanamayacak kadar kapsamlı bir konu. DefenceTrend’in ABD komuta-kontrol yazılım ve sistemleri incelemesinde ele alındığı üzere, farklı sensörlerden gelen verilerin birleştirilmesi ve uygun karar merkezlerine aktarılması modern harekât mimarisinin temelini oluşturuyor.

Task Force 99’un üç temel görevi

USCENTCOM’un 2023 yılı Kongre bilgilendirmesinde Task Force 99 için üç temel faaliyet hattı açıklanmıştı:

  • Hava sahasına ilişkin durumsal farkındalığı artırmak
  • Hedefleme çevriminin hızını yükseltmek
  • Rakiplerin karşısına yeni operasyonel ikilemler çıkarmak

Bu yaklaşımda insansız hava araçları tek başına birer silah veya platform olarak görülmüyor. Bunun yerine farklı faydalı yükler taşıyan çok sayıda hava aracının gözlem yapması, tehditleri tespit etmesi ve topladığı veriyi bir harekât merkezine göndermesi öngörülüyor.

Task Force 99 Amblem
Başka bir ifadeyle Task Force 99’un hedefi, yalnızca daha fazla İHA uçurmak değil; sensör–haberleşme–veri işleme–karar verme zincirini hızlandırmak. Bu yönüyle birim, CENTCOM’un veri merkezli harekât ve Müşterek Tüm Alanlarda Komuta ve Kontrol yaklaşımının sahadaki deney unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.

Yapay zekâ, bu zincirde özellikle büyük miktardaki sensör verisinin sınıflandırılması ve karar vericiye anlamlı bilgi olarak sunulması bakımından önem taşıyor. DefenceTrend’de yayımlanan yapay zekâ destekli komuta-kontrol incelememizde de ele alındığı üzere bu teknolojiler, komutanın yerine karar vermekten çok karar döngüsünü hızlandıran bir destek katmanı oluşturuyor.

USCENTCOM’un 2023 Kongre sunumu, Task Force 99’un hava araçlarından gelen veriyi operasyon merkezlerine taşıyarak hava sahası farkındalığını ve karar hızını artırmayı hedeflediğini belirtiyor.

Küçük İHA ve karşı-İHA teknolojileri öne çıkıyor

Task Force 99’un faaliyet alanı insansız hava araçlarıyla sınırlı olmamakla birlikte, açıklanan projelerin önemli bölümü küçük İHA teknolojilerine dayanıyor.

Birimin üzerinde çalıştığı alanlar arasında şunlar bulunuyor:

  • Küçük sabit kanatlı ve döner kanatlı İHA’lar
  • Modüler sensör ve faydalı yükler
  • İstihbarat, gözetleme ve keşif uygulamaları
  • Yapay zekâ destekli veri değerlendirme
  • Otonom ve yarı otonom uçuş
  • Taktik haberleşme sistemleri
  • Elektronik spektrum çözümleri
  • Karşı-insansız hava sistemi kabiliyetleri
  • Sahada üretilebilen düşük maliyetli hava araçları

Özellikle karşı-İHA görevi giderek daha görünür hâle geliyor. AFCENT’in 2025 yılında yayımladığı bilgiler, Task Force 99 personelinin potansiyel tehditleri belirlemek ve karşı-insansız hava sistemi kabiliyetleri geliştirmek amacıyla İHA eğitimi ve uçuş testleri gerçekleştirdiğini gösteriyor.

Aynı faaliyetlerde yeni İHA ve haberleşme teknolojilerinin bölgesel istihbarat, gözetleme ve keşif kapasitesine katkısı da vurgulandı. AFCENT’in 2025 tarihli açıklaması, birimin test ve geliştirme rolünün devam ettiğini doğruluyor.

Task Force 99’un karşı-İHA çalışmalarının arkasında, küçük ve düşük maliyetli hava araçlarının askerî üsler üzerindeki tehdidi bulunuyor. Pentagon’un bu tehdide verdiği daha geniş kurumsal karşılık ise Replicator 2 programında görülüyor. Replicator 2, kritik askerî tesislerin küçük İHA saldırılarına karşı korunmasına yönelik teknolojilerin hızlı biçimde sahaya çıkarılmasını hedefliyor.

Bunun yanı sıra önleyici olarak başka insansız hava araçlarının kullanılması da giderek önem kazanıyor. DefenceTrend’de incelediğimiz yapay zekâ destekli İHA avcıları, radar, otonom uçuş ve hedef takip algoritmalarının karşı-İHA görevinde nasıl bir araya getirilebileceğini gösteriyor.

Bir İHA 24 saatten kısa sürede üretilebilir mi?

Task Force 99’un en dikkat çekici deneylerinden biri, Mart 2024’te Project Black Phoenix kapsamında gerçekleştirildi.

Task Force 99; ABD Hava Kuvvetlerinin Blue Horizons programı ve Titan Dynamics şirketiyle birlikte, görev ihtiyacına göre bilgisayar yazılımı tarafından tasarlanan küçük bir sabit kanatlı İHA’yı sahada üretip uçurdu. Öncelikle faydalı yük, uçuş süresi ve görev ihtiyaçları yazılıma girildi. Ardından yazılım, hava aracının tasarımını dakikalar içinde oluşturdu.

Parçalar üç boyutlu yazıcılarla üretildikten sonra İHA monte edildi ve 24 saatten kısa sürede uçuşa hazır hâle getirildi. Denemenin amacı, ihtiyaç duyulan bir hava aracının aylar süren klasik geliştirme süreçleri yerine harekât alanında ve göreve özgü biçimde üretilebileceğini göstermekti.
Task Force 99 ile Atölyede Drone İmalatı

AFCENT ayrıca üç boyutlu baskı ve sentetik malzeme kullanımının, bu büyüklükteki bazı hava araçlarının üretim maliyetini önemli ölçüde azaltabileceğini belirtti. Ancak açıklanan yüzde 95’e varan maliyet düşüşü, seri üretime geçmiş bütün İHA’lar için geçerli genel bir sonuç değil; söz konusu denemedeki üretim yöntemi için yapılan bir değerlendirme olarak okunmalı. Bu konu ile ilgili olarak Black Phoenix uçuş denemesinin ayrıntıları AFCENT tarafından yayımlandı.

Bu deney, Replicator–DAWG yaklaşımının temelinde bulunan düşük maliyet, hızlı üretim ve göreve göre uyarlanabilirlik hedeflerinin küçük ölçekteki bir örneği olarak değerlendirilebilir. Ancak Black Phoenix, Task Force 99’un standart envanterine girmiş bir İHA modeli değil; hızlı tasarım ve saha üretimi yönteminin uygulanabilirliğini göstermek amacıyla gerçekleştirilen bir teknoloji denemesidir.

Task Force 99.M: İnovasyonu sahaya yayma modeli

Task Force 99’un kuruluşundan kısa süre sonra bağlı birliklerde uydu inovasyon hücreleri oluşturulmaya başlandı. Bunlardan ilki, Task Force 99.M adıyla Kuveyt’teki Ali El-Salem Hava Üssü’nde kuruldu.

İsimdeki “M” harfi, 386’ncı Hava Seferi Kanadının “Marauder” lakabına dayanıyor. Bu nedenle Task Force 99.M, ana Task Force 99’dan ayrı bir görev kuvveti değil; onun sahadaki ilk uydu inovasyon hücresi olarak değerlendirilmeli.

Bu model sayesinde yerel birliklerin karşılaştığı sorunlar, küçük teknik ekipler tarafından doğrudan sahada ele alınabiliyor. Örneğin patlayıcı madde imha ekiplerinin riskli alanları İHA kullanarak incelemesine yönelik çözümler bu hücre tarafından geliştirildi. Böylece inovasyon faaliyetinin yalnızca merkez karargâhta toplanması yerine farklı üslere yayılması amaçlandı.

Task Force 99.M modeli, teknoloji geliştirme yeteneğinin büyük araştırma merkezleriyle sınırlı tutulmaması bakımından önem taşıyor. Ancak bu hücrelerin görevi seri üretim yapmak değil; sahadaki ihtiyacı belirlemek, hızlı bir prototip hazırlamak ve uygulanabilir çözümü ilgili komutanlıklara sunmak.

Bölgesel ortaklar neden önemli?

Task Force 99’un ilk döneminde teknoloji geliştirme ve deney faaliyetleri öne çıkarken, daha sonra bölgesel ve uluslararası ortaklarla iş birliği ayrı bir faaliyet hattına dönüştü.

Birim; ABD Hava Kuvvetleri Araştırma Laboratuvarı, AFCENT Battle Lab, ABD Hava Kuvvetleri Akademisi, üniversiteler ve özel şirketlerle çalışmalar yürüttü. Ayrıca Kanadalı bir personelin birime tam zamanlı katıldığı, Alman Silahlı Kuvvetleri temsilcilerine Task Force 99 tesislerinin ve projelerinin tanıtıldığı açıklandı.

Bunun yanı sıra Katar Emirliği Hava Kuvvetlerinin insansız hava aracı unsurlarıyla temas kuruldu. Bu iş birliği, yalnızca teknoloji paylaşımı açısından değil, aynı hava sahasında farklı ülkelere ait insanlı ve insansız sistemlerin birlikte çalışabilmesi bakımından da önem taşıyor.

USCENTCOM’un ortak ülke entegrasyonu açıklaması, Task Force 99’un otonomi ve yapay zekâ teknolojilerine güven oluşturmayı hedeflediğini vurguluyor.

Bölgesel ülkelerin sürece katılması aynı zamanda ortak haberleşme protokolleri, veri paylaşımı, frekans yönetimi ve müşterek hava sahası koordinasyonu gibi alanlarda birlikte çalışabilirlik gerektiriyor. Dolayısıyla Task Force 99’un ortak ülke faaliyetleri, yalnızca İHA uçuş eğitiminden ibaret değil; gelecekte kurulabilecek bölgesel bir sensör ve bilgi paylaşım ağının teknik temelini de oluşturabilir.

Bir İHA filosundan daha fazlası

Task Force 99’un asıl önemi, elindeki İHA sayısından veya belirli bir platformun teknik özelliklerinden kaynaklanmıyor. Birimin ayırt edici yönü, harekât alanında ortaya çıkan bir ihtiyacın kısa sürede tanımlanması, ticari veya askerî teknolojilerle bir çözüm geliştirilmesi, bu çözümün gerçek çevre koşullarında denenmesi ve başarılı olması hâlinde daha büyük kuvvetlere aktarılmasıdır.

Bu nedenle Task Force 99’u yalnızca bir “İHA birliği” olarak tanımlamak eksik kalır. Daha doğru ifade, birimin hava harekâtı için hızlı kabiliyet geliştirme ve teknoloji geçiş merkezi olduğudur.

Bu yapı, hava üstünlüğü sağlamak üzere tasarlanan yüksek performanslı otonom muharip uçak programlarından da ayrılıyor. Örneğin DefenceTrend’de karşılaştırdığımız YFQ-44A Fury gibi İş Birlikçi Muharip Uçaklar, insanlı savaş uçaklarıyla birlikte görev yapacak daha büyük ve muharip platformlar olarak geliştiriliyor. Task Force 99’un açık kaynaklarda görülen çalışmaları ise ağırlıklı olarak küçük İHA, sensör, haberleşme, karşı-İHA ve hızlı prototipleme alanında yoğunlaşıyor.

Bununla birlikte Task Force 99’un faaliyetlerinin önemli bir bölümü deneysel düzeyde bulunuyor. Açık kaynaklarda birimin sahip olduğu İHA sayısı, silahlı sistemleri, operasyonel görev emirleri veya doğrudan muharebe faaliyetleri hakkında ayrıntılı bilgi paylaşılmıyor. Dolayısıyla birimi sahaya yayılmış büyük bir otonom hava kuvveti gibi göstermek için henüz yeterli kanıt bulunmuyor.

Task Force 99 bir otonom harp komutanlığı mı?

Task Force 99’un otonom sistemlerle çalışması, yapının doğrudan bir otonom harp komutanlığı olduğu anlamına gelmiyor. Bir komutanlık; operasyon planlama, kuvvet tahsisi, görev emri üretme, angajman yetkisi kullanma ve devam eden harekâtı sevk ve idare etme gibi çok daha geniş sorumluluklara sahip olur.

Task Force 99 ise öncelikle yeni teknolojileri deniyor, prototipler geliştiriyor, bu sistemlerin operasyonel faydasını ölçüyor ve başarılı çözümlerin daha büyük birliklere aktarılmasını kolaylaştırıyor. Bu nedenle birimin en doğru tanımı, konuşlu hava gücü inovasyon, test ve teknoloji geçiş merkezi olacaktır.

Bununla birlikte Task Force 99’da elde edilen tecrübeler, gelecekte kurulabilecek daha geniş insansız veya otonom hava birliklerine teknik ve doktrinsel veri sağlayabilir. Özellikle küçük İHA’ların komuta-kontrol ağlarına bağlanması, insan denetiminin korunması ve farklı ülkelerin sistemleriyle birlikte çalışabilmesi, geleceğin otonom hava kuvvetlerinin temel sorunları arasında yer alıyor.

DefenceTrend değerlendirmesi

Task Force 59, ABD’nin insansız deniz sistemlerini klasik savaş gemileri ve kıyıdaki harekât merkezleriyle bütünleştirme arayışını temsil ediyor. Task Force 99 ise benzer yaklaşımı hava sahasına taşıyarak küçük İHA’ları, modüler sensörleri, haberleşme sistemlerini ve yapay zekâyı hızla denenebilir bir kabiliyet paketine dönüştürüyor.

Ancak asıl dönüşüm platformlarda değil, geliştirme yönteminde yaşanıyor. Geleneksel tedarik sürecinde yıllar sürebilecek bazı ihtiyaçlar, Task Force 99 modelinde haftalar, günler ve bazı örneklerde saatler içinde prototipe dönüştürülmeye çalışılıyor.

Bununla birlikte hızlı prototipleme ile güvenilir askerî kabiliyet arasında önemli bir mesafe bulunuyor. Bir prototipin uçabilmesi; elektronik harp altında çalışacağı, siber saldırılara dayanacağı, askerî hava sahasına güvenli biçimde entegre edileceği veya seri üretime uygun olduğu anlamına gelmiyor. Task Force 99’un asıl görevi de zaten bu teknolojileri doğrudan başarılı ilan etmek değil, hangi çözümlerin bir sonraki aşamaya taşınabileceğini belirlemek.

Sonuç olarak Task Force 99, bugün için büyük bir otonom hava komutanlığı değil. Buna karşın birim, gelecekte insanlı ve insansız hava araçlarının müşterek sensör ve komuta-kontrol ağı içerisinde kullanılmasına yönelik önemli bir deney sahası oluşturuyor.

Task Force 59 ile birlikte değerlendirildiğinde ise Task Force 99, CENTCOM’un denizden havaya uzanan, düşük maliyetli insansız sistemler ve yapay zekâ destekli karar süreçleri üzerine kurulu yeni harekât mimarisinin ikinci önemli ayağını temsil ediyor.

Sosyal Medyalardan Bizi Takip Edebilirsiniz:

Yusuf ERGE

Silahlı Kuvvetlerinde, Hava kuvvetleri personeli olarak üst rütbelerde uzun süre görev yapmış olarak. 2022 yılında emekli olmuştur. "Siyasi Tarih ve Uluslararası İlişkiler" konusunda yüksek lisans yaptıktan sonra "Halkla ilişkiler ve Tanıtım" bölümünde ikinci üniversite okudu. NATO da "Stratejik İletişim" danışmanı olarak görev yaptı. Halen savunma sanayisinde görevler almaktadır. DefenceTrend kurucusu ve editörlerinden birisi olup tecrübe ve bilgi birikimini okuyucuları ile paylaşmaktadır.

Yazarın Diğer Haberleri

Başa dön tuşu
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.

Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyicinizi sitemiz için devre dışı bırakınız.