Global

İran İsrail Savaşı Üzerine Hızlı Bir Değerlendirme Yapalım

İsrail ve İran Sınır komşusu olmadıkları halde birbirleri ile savaşmak için hava gücü yeteneklerini kullandılar

İsrail-İran Hava Gücü ve Savunma Yetkinliği Karşılaştırması

İsrail-İran Hava Gücü Karşılaştırması 

Hava Platformlarının Kullanımı ve Taktikleri

İsrail

İsrail Hava Kuvvetleri (IAF), teknolojik üstünlüğe dayalı taarruzi bir doktrine sahiptir. F-35I “Adir” stealth jetleri ve F-15I/F-16I uçaklarıyla derin taarruz yeteneği bulunur. İleri sensörler ve elektronik harp sistemleri sayesinde İsrail uçakları düşman hava savunmasını bastırmakta etkilidir. Nitekim İsrail, modern SEAD (düşman hava savunmasını bastırma) taktikleri konusunda öncüdür; 1982 Bekaa Vadisi’nde insansız hava araçları ve elektronik karıştırma ile Suriye SAM ağını çökertmişlerdir. Günümüzde de F-35 stealth uçaklarını İran’ın radar ve füze bataryalarını ilk dalgada imha etmek için kullanabilecek durumdadır.

IAF, gerek uzun menzilli seyir füzeleri ve hassas güdümlü bombalar, gerekse insansız hava araçları ile önleyici ve cerrahî darbe yeteneğine odaklanır. Örneğin, yapılan bir analizde İsrail’in muhtemel bir İran harekâtında F-35’lerle İran hava savunma radarlarını ilk saatlerde körleştirip sonrasında F-15 ve F-16’larla daha geniş çaplı bombalama operasyonlarına giriştiği belirtilmiştir.

İleri havadan erken ihbar (G550 “Nachshon” AEW uçakları) ve yer istihbaratı ile entegre çalışan İsrail pilotları yüksek eğitim saatleri ve gerçek muharebe deneyimleri sayesinde hava üstünlüğünü hızlıca kazanma eğilimindedir. İhtiyaç duyulduğunda İsrail, çoklu hedeflere aynı anda saldırı yapabilecek kabiliyettedir; yapılan bir değerlendirmeye göre muhtemel bir operasyonda 200’den fazla İsrail uçağı açılış safhasında 100 civarı hedefe 330’dan fazla mühimmat bırakmıştır. Bu tarz büyük çaplı koordineli taarruzlar, İsrail’in yoğun planlama ve sürpriz unsuru ile hava sahasına hâkim olmasını sağlar.

İran

İran Hava Kuvvetleri (IRIAF), uçak envanteri ve doktrin bakımından daha savunmacı ve sınırlı bir yapıya sahiptir. Yaklaşık 180 kadar savaş uçağı bulunduğu tahmin edilmekte olup, bunlar büyük oranda eskimiş Rus yapımı MiG-29, Su-24 ve ABD’den 1970’lerde alınmış F-4 Phantom II, F-14 Tomcat ve F-5 türevleri gibi platformlardır. Batı yaptırımları nedeniyle bu uçakların modernizasyonu ve bakımı kısıtlıdır; İran’ın uçaklarını çağın gereklerine uygun güncellemekte zorlandığı biliniyor. Bu nedenle, İran olası bir çatışmada hava kuvvetlerini aktif taarruzda kullanmaktan çekinebilir. Nitekim 2025 senaryosunda savaşın ilk günlerinde İran savaş uçaklarını çatışmaya sokmamış, bunun yerine füze ve SİHA saldırılarına odaklanmıştır. İran hava doktrini, kendi hava sahasını savunmaya ve kritik hedefleri korumaya yöneliktir. İran’ın elindeki F-14 ve MiG-29 gibi avcı uçakları, yaklaşan düşman bombardıman uçaklarına veya İHA’larına önleme yapacak şekilde konuşlandırılır.

Özellikle F-14’ler için İran, eski Phoenix füzelerinin yerli türevi olan Fakur-90 füzelerini geliştirerek uzun menzilli önleme kapasitesini korumaya çalışmıştır. Ancak pilot eğitim saatlerinin azlığı, modern hava muharebe tecrübesi eksikliği ve AWACS (havadan erken ihbar) uçağının bulunmayışı, İran’ın hava-hava muharebelerinde dezavantajlı olmasına yol açar. Taarruz kabiliyetinde ise İran, konvansiyonel hava gücünden ziyade seyir füzeleri ve insansız hava araçlarına bel bağlamıştır. Uzun menzilli hava-yer füzeleri (ör. Rus yapımı KH-29 türevleri veya yerli cruise füzeleri) sınırlı olmakla birlikte, İran, insansız sistemlerle düşman hedeflerini vurmayı bir taktik olarak kullanmaktadır. Örneğin 2019’da Suudi Arabistan’daki Aramco tesislerine yapılan saldırıda İran yapımı seyir füzeleri ve SİHA’lar kullanılmıştır. Bu gibi asimetrik taarruz teknikleri, İran’ın hava kuvvetlerindeki zayıflığını insansız ve füze gücüyle telafi etme stratejisinin parçasıdır.

Hava ve Füze Savunma Sistemleri

İsrail

İsrail’in çok katmanlı hava savunma sistemi içinde Iron Dome bataryası, Tel Aviv üzerine atılan bir füzeyi engellemek üzere ateşlerken görülmüştür..

İsrail, dünyadaki en gelişmiş çok katmanlı hava ve füze savunma şemsiyelerinden birine sahiptir. Kısa menzilde Demir Kubbe (Iron Dome) sistemi, 4–70 km menzildeki roket, top mermisi ve insansız hava araçlarını %90’ın üzerinde başarı oranıyla vurmaktadır. Orta irtifa ve menzilde David’s Sling (Davud’un Sapanı) sistemi, özellikle Lübnan’daki Hizbullah’ın veya bölgedeki diğer tehditlerin fırlattığı daha büyük çaplı füzeleri engellemek için devrededir. Daha uzun menzilli balistik füzelere karşı ise Arrow-2 ve Arrow-3 sistemleri konuşlandırılmıştır. Arrow sistemi, 2400 km menzile kadar balistik füzeleri atmosfer dışında imha edebilmektedir ve İsrail bunu Yemen’den Husi milislerce atılan uzun menzilli roketlere karşı dahi kullanmıştır. Ayrıca eski nesil Patriot PAC-2 bataryaları da İsrail envanterinde bulunup yaklaşık 70 km menzile kadar ek bir katman oluşturur. Bu savunma mimarisi, gelişmiş radarlarla entegre çalışır ve hangi gelen tehdidin hangi sistemle vurulacağını otomatik belirler.

İsrail, ABD’nin sağladığı erken uyarı uyduları ve X-band radarları sayesinde İran gibi uzak bir bölgeden fırlatılan balistik füzeleri erken tespit edebilmektedir. Örneğin Negev Çölü’ne konuşlu ABD X-band radarı, İran’ın atacağı füzeleri uçuşun çok erken safhasında izlemeye alarak İsrail sistemlerine aktarır. Tüm bu katmanlı sistem ancak hayati hedefleri koruyacak şekilde akıllıca kullanılır – sistem, bir roketin boşa veya ıssız bir alana düşeceğini hesap ederse angaje olmaz, ancak nüfus merkezlerine ya da kritik altyapıya yönelecek tehditleri mutlaka vurur. İsrail liderliği, bu sistemin dahi %100 garanti sağlamadığını ama binlerce füzenin engellenmesiyle sayısız can ve mal kaybının önlendiğini vurgulamıştır. Son dönemde İsrail ayrıca lazer tabanlı hava savunma (Iron Beam) geliştirmektedir; bu teknolojinin devreye girmesiyle özellikle küçük İHA ve roketlere karşı maliyeti düşük bir önleyici katman daha eklenecektir. Özetle İsrail, füze savunmasında katmanlı, entegre ve aktif bir savunma yaklaşımıyla hava sahasını korumaktadır. Bu sayede Ekim 2024’te gerçekleşen yoğun bir İran füze saldırısında, ABD’nin desteğinin de yardımıyla, atılan füzelerin büyük kısmı imha edilmiş ve sınırlı hasar meydana gelmiştir. Ancak bu kabiliyetin bir sınırı, interceptör (önleyici füze) stoklarının tükenebilir olmasıdır. Uzayan bir çatışmada İsrail’in interceptor stoğu, İran’ın füze stoğuna karşı yarışmaktadır. İsrail hali hazırda kesintisiz üretim ve ABD desteğiyle bu stokları idame ettirmeye çalışsa da uzun soluklu bir füze savaşında önceliklendirme yapmak zorunda kalabileceği İsrailli yetkililerce de dile getirilmektedir.

İran

İran, geniş coğrafyasını korumak için çok katmanlı ancak büyük oranda sabit konuşlu bir hava savunma ağı kurmuştur. En uzun menzilli sistemleri arasında, Rusya’dan 2016’da teslim aldığı S-300PMU2 bataryaları ile bunun yerli muadili olarak geliştirilen Bavar-373 sistemi bulunmaktadır. Bavar-373, 200 km üzeri menzilde hedef tespit ve angaje kabiliyetiyle S-300’e yakın performans iddiasındadır ve 2020’den beri operasyoneldir. İran bu uzun menzilli sistemleri en kritik bölgelerde (başkent Tahran çevresi, Natanz gibi nükleer tesisler, önemli askeri üsler) konuşlandırmıştır. Orta irtifa/orta menzil katmanında, eski Sovyet yapımı S-200 ve HQ-2 (S-75 türevi) sistemleri yıllarca kullanılmış, bunların yerine son dönemde daha modern 3. Hordad gibi yerli sistemler devreye girmiştir. 3. Hordad, 2019’da bir ABD RQ-4A Global Hawk insansız hava aracını düşürerek etkinliğini göstermişti. Kısa menzil hava savunmada ise Tor-M1, Pantsir-S1 gibi Rus sistemleri yanı sıra Ya Zahra, Tabas gibi İran’ın geliştirdiği alçak irtifa sistemleri mevcuttur. İran, hava savunmasını 2008’de kurduğu “Khatam el-Enbiya Hava Savunma Karargâhı” altında entegre etmeye çalışmıştır.

Birbirinden kopuk Ordu ve Devrim Muhafızı envanterlerini bir araya getirerek ülke genelinde birleşik komuta kontrol sağlamaya gayret etmektedir. Özellikle yoğun tatbikatlarla (Mesela 2025 başlarında yapılan bir tatbikatta İran, hem Bavar-373 hem S-300 sistemlerini eşzamanlı kullanarak uzun menzil hedefi vurma denemesi yapmıştır) bu entegrasyonu test etmektedir. Ancak İran hava savunmasının zayıf yanları da vardır: karşı tedbirlere hassasiyet (İsrail’in muhtemel elektronik taarruzları veya siber saldırıları sonucu radarların devre dışı kalma riski) ve ağ merkezli radar görüntüsü eksikliği (AWACS uçağı olmaması nedeniyle alçak irtifada derinlikte kör noktalar bulunması). Bununla birlikte İran, radarlarda gizli kalarak hava savunmasını takviye etmek için bazı pasif algılama sistemleri geliştirdiğini duyurmuştur; uzun dalga boylu “Rezonans-NE” radarları veya pasif dinleme sistemleri ile F-35 gibi uçakları dahi tespit ettiğini iddia etmektedir. İran’ın savunma felsefesi, öncelikle hayati varlıkları korumak üzerine kuruludur. Bu nedenle nükleer tesisler ve komuta merkezleri katmanlı koruma altındadır. İsrail’in Ekim 2023’te (senaryo gereği) gerçekleştirdiği sınırlı hava saldırılarında İran’ın bazı hava savunma bataryaları imha edilmiş ve bu durum İran’ı geçici olarak zayıflatmıştır. Buna tepki olarak İran, hava savunma tatbikatları yaparak sistemlerinin halen işlevsel olduğunu göstermeye çalışmıştır.

İran ayrıca balistik füze kabiliyetini bir bakıma “savunma” konseptinin uzantısı olarak görür; düşman hava saldırısını caydırmak için misilleme kapasitesini sürekli vurgular. Uzmanlar, İsrail gibi bir ülkeye karşı İran’ın onlarca farklı menzil ve tipte toplam 2000-3000 civarında balistik füzeye sahip olduğunu, aylık 300-500 civarında yeni füze üretebildiğini rapor etmektedir. Bu büyük envanter, İran’ın hava savunmasının tam anlamıyla delinse bile düşmana zarar verebilecek bir “elde kalmış son vuruş” kapasitesinin olacağını bize izah eder. Özetle İran, aktif hava savunmada teknoloji ve entegrasyon olarak İsrail’in gerisinde kalsa da, geniş envanteri, yeraltı tesisleri ve büyük füze stokuyla asimetrik bir savunma tabakası oluşturur. Hava savunma unsurları da gerektiğinde hareketli birliklerle desteklenir; radar ve rampalar saldırı anında yer değiştirecek şekilde konuşlandırılır. İran, bir saldırı beklerken tüm savunma unsurlarını en yüksek alarm seviyesine çıkarır, ancak 2020’de Ukrayna uçağının yanlışlıkla vurulması olayı gibi örnekler, yüksek alarmın hatalara yol açabildiğini de göstermiştir.

Hava Sahası Gözetleme ve İhbar (Early Warning)

İsrail

İsrail, küçük bir coğrafyada konuşlu olmanın avantajıyla hava sahası gözetleme ağını çok sıkı örmüştür. Ülke genelinde yüksek frekanslı erken uyarı radarları (örneğin EL/M-2080 “Green Pine” radarı Arrow sistemi için) sürekli tetiktedir. Bunun yanı sıra İsrail, 2000’lerde envantere soktuğu Gulfstream G550 “Nachshon” havadan erken ihbar ve kontrol (AEW&C) uçakları ile bölgesel hava resmini gerçek zamanlı takip edebilmektedir. Bu AWACS platformları, gelişmiş IAI/Elta radarları sayesinde yüzlerce kilometre öteden alçak irtifa hedeflerini dahi tespit edebilir. İsrail ayrıca ABD ile yakın istihbarat iş birliği sayesinde erken füze uyarı uyduları ve bölgesel dinleme tesislerinden bilgi alır. Özellikle İran’dan gelebilecek balistik füze saldırılarını, fırlatma tespitine müteakip anında Haber Merkezine bildiren uydu bağlantıları mevcuttur. Hava sahası ihbar sisteminin bir diğer boyutu da siren ve uyarı ağıdır: İsrail, ülke çapında yaygın siren sistemleri ve cep telefonu uyarılarıyla, tespit edilen düşman füzelerine karşı halkı saniyeler içinde uyarmaktadır.

2025 savaş senaryosunda da füze saldırıları başlamadan kısa süre önce ülke genelinde alarm sirenlerinin çaldığı raporlanmıştır. İsrail Hava Kuvvetleri’nin komuta-kontrol merkezi, gelen tüm ihbarları entegre ederek savunma sistemlerini harekete geçirir veya önleme uçaklarını kaldırır. Ülkenin küçük olması, tepki süresinin çok kısa olmasını zorunlu kılmaktadır; bu yüzden İsrail, 7/24 devriye gezen F-16 ve F-15 uçakları bulundurarak ani ihlallere karşı tetikte durur. İsrail’in gelişmiş elektronik istihbarat sistemleri de (örn. Unit 8200 sinyal istihbaratı) havadaki düşman iletişimini ve radar sinyallerini dinleyerek erken uyarı ağını tamamlar. Özetle İsrail, karada, havada ve uzayda katmanlı bir ihbar mekanizması kurarak hava sahasını anbean izlemektedir. Bu sayede Haziran 2025’teki çatışmada birkaç gün içinde Tahran semalarında hava hâkimiyeti sağladığını ve Batı İran’dan Tahran’a kadar gökyüzünü kontrol ettiğini dahi iddia etmiştir.

İran

İran, geniş yüzölçümü ve çok yönlü tehdit ortamı nedeniyle yaygın bir radar ağı kurmuştur. Hava sahası gözetimi görevi, 2008’den bu yana müstakil bir komutanlık olan İran Hava Savunma Kuvvetleri (eski adıyla Khatam el-Enbiya Karargâhı) sorumluluğundadır. İran’ın elinde Sovyet döneminden kalma uzun menzilli arama radarlarından (P-14 “Tall King” vb.) 1990’larda Çin’den alınan radar sistemlerine, yakın zamanda Rusya’dan tedarik ettiği modern sistemlere kadar çok çeşitli sensörler bulunmaktadır. Örneğin, İran yerli üretim “Ghadir” over-the-horizon (UFH) radarı ile 1000 km öteye kadar balistik füze tespit kabiliyeti kazandığını iddia eder.

Ayrıca Rus yapımı Rezonans-NE ve Nebo-M gibi VHF radarlara sahip olduğu ve bunları “stealth uçak tespiti” için kullandığı bazı kaynaklarda geçmektedir. Ancak bu iddialar test edilmiş değildir. İran’ın kritik tesislerinin çevresinde yoğun radar kapsaması olsa da ülkenin özellikle güneydoğu ve doğu çöllük bölgelerinde radar kapsama açıklıkları olabileceği değerlendirilir. Havadan erken ihbar uçağı konusunda İran’ın ciddi bir zaafı mevcuttur: Halihazırda operasyonel bir AWACS uçağı yoktur. Geçmişte bazı nakliye uçaklarını radar ile donatma projeleri konuşulmuş ancak netice alınamamıştır. Bu nedenle İran, hava resmini yer radarları ve karakol uçakları ile sınırlı bir perspektiften görmektedir. 2020’de İran, Noor-1 adında askeri gözlem uydusunu yörüngeye yerleştirerek uzay tabanlı keşif kabiliyeti kazanmıştır. 2022 ve 2023’te de Noor-2 ve Noor-3 uydularını fırlatmıştır. Bu uyduların çözünürlüğü sınırlı olsa da, İran’a bölgesel askeri hareketlilik hakkında ek veri sağlaması muhtemeldir. Hava sahası ihbarında bir diğer boyut, insan unsurudur: İran, özellikle Körfez üzerinden gelebilecek alçak irtifa tehditlere karşı görsel gözlem ve pasif dinleme istasyonları kurmuştur. Örneğin Fars Körfezi kıyısında optik izleme sistemleri ve uçaksavar gözlem birlikleri bulunur.

İran ayrıca sivil radar ağını da askeri resme entegre eder; ülke içindeki sivil havaalanlarının radarları, yabancı hava araçlarını tespit ettiğinde raporlama yapar. Ancak bu entegrasyon tam olmayabilir – 2020’de İran’ın sivil hava trafiğini kapatmadan hava savunmasını aktif etmesi, bir yolcu uçağının vurulmasına yol açmış ve koordinasyon sorunlarını ortaya koymuştur.

İhbarda süreklilik için İran, hava savunma birliklerini yüksek teyakkuzda tutar ve muhtemel bir İsrail saldırısı öncesi tüm hava savunma ağını “yaklaşan saldırı” moduna geçireceğini sıklıkla belirtir. Yine de İsrail’in Haziran 2025’teki sürpriz saldırısında İran’ın birçok radar ve iletişim merkezinin ilk saatlerde devre dışı kaldığı, bu nedenle komuta kontrol ve ihbar zincirinde aksamalar yaşandığı senaryo analizlerinde vurgulanmıştır. Kısacası İran, eldeki imkanlarla en geniş alanı kapsayacak şekilde bir erken uyarı ağı oluşturmaya çalışsa da teknoloji eksiklikleri (AWACS olmaması, sınırlı uydu kapasitesi) nedeniyle İsrail kadar “anlık” ve derinlikli bir hava resmi sağlayamamaktadır.

Hava Muharebe Tecrübeleri

İsrail

İsrail, kuruluşundan bu yana sayısız hava harekâtına katılmış, dünyadaki en tecrübeli hava kuvvetlerinden birini oluşturmuştur. İlk büyük sınavını 1967 Altı Gün Savaşı’nda veren İsrail Hava Kuvvetleri, o dönemde Mısır, Suriye ve Ürdün hava kuvvetlerini yerdeki uçaklarına baskın yaparak imha etmiş ve tam hava üstünlüğü sağlamıştır. 1973 Yom Kippur Savaşı’nda ise İsrail ilk günlerde Mısır-Suriye SAM füze savunması karşısında kayıplar verse de hızla taktik değiştirerek karşı tedbirlerle durumu dengelemiştir. 1982 Lübnan Savaşı’nda (Bekaa Vadisi Hava Muharebesi), İsrail tek bir kayıp vermeden 80’den fazla Suriye uçağını ve çok sayıda hava savunma bataryasını yok etmeyi başarmıştır – bu başarı modern hava harp tarihinde bir kilometre taşıdır.

Soğuk Savaş sonrası dönemde de İsrail, düşük yoğunluklu çatışmalarda sürekli tecrübe kazanmıştır. 2006 Lübnan çatışması, 2008 ve 2014 Gazze operasyonları sırasında yoğun hava saldırıları gerçekleştirmiştir. Özellikle son 10 yılda İsrail, “Suriye’deki İran varlığına” karşı yüzlerce hava saldırısı düzenlemiştir; bu saldırılarda Suriye’nin yoğun hava savunma ortamında manevra yapmış, birkaç istisna dışında (Şubat 2018’de bir F-16I’nin düşürülmesi gibi) kayıp vermemiştir. İsrail pilotları, ABD ve müttefikleriyle düzenli tatbikatlarda (Red Flag gibi) yüksek yoğunluklu harp ortamını sürekli prova eder. Ayrıca gerçek harekat ortamında sürekli angaje olması, örneğin Suriye’de İran İHA’larını vurması veya Gazze’den atılan roketlere karşı havadan devriye görevleri, IAF’ı her an tetikte tutar. Bu birikim sayesinde, Haziran 2025’te gerçekleşen farazi bir İsrail-İran konvansiyonel savaş senaryosunda IAF’ın sadece birkaç gün içinde İran hava sahasında hakimiyet kurabildiği öne sürülmüştür.

İsrail, daha önce İran’a karşı doğrudan savaşmamış olsa da 1981’de Irak Osirak reaktörüne ve 2007’de Suriye’deki nükleer reaktöre yaptığı ani baskın tarzı hava saldırıları ile uzun menzilli hassas harekat deneyimini pekiştirmiştir. Bu tecrübe ve özgüven, muhtemel bir İran harekatında da kendini gösterir. Nitekim İsrail Hava Kuvvetleri’nin İran’daki hedeflere karşı 12 gün süren bir harekatta 900’den fazla hedefi vurabildiği rapor edilmiştir. Sonuç olarak İsrail, hem stratejik hem taktik seviyede zengin bir savaş deneyimine sahiptir. Hava-hava muharebelerinde çok sayıda muharebe kazanmış, hava-yer görevlerinde ise farklı tehdit ortamlarında (yoğun SAM tehdidi, şehir içi asimetrik çatışma vb.) kendini kanıtlamıştır.

İran

İran Hava Kuvvetleri’nin doğrudan savaş tecrübesi büyük ölçüde 1980-1988 İran-Irak Savaşı ile sınırlıdır. İran İslam Devrimi’nin hemen ardından patlak veren bu savaşta, devrim öncesi şah döneminden kalma iyi eğitilmiş pilotlar ve modern uçaklar (F-14, F-4, F-5 gibi) ilk yıllarda üstünlük sağlamıştır. Özellikle İran F-14 Tomcat pilotları, AIM-54 Phoenix füzeleriyle Irak uçaklarına karşı birçok uzun menzilli zafer kazandılar. İran Hava Kuvvetleri bu savaşta stratejik taarruz misyonları da uçtu – örneğin 1981’de Irak hava üslerine uzun menzilli bir baskın düzenleyerek Irak uçaklarını yerde imha ettiler. Ancak savaşın uzaması ve ambargolar nedeniyle İran’ın hava gücü aşınmaya uğradı; pilot kayıpları ve yedek parça sıkıntısı performansı düşürdü. 1988’de savaş biterken İran Hava Kuvvetleri oldukça yıpranmış durumdaydı.

Sonraki dönemde İran, Körfez Savaşı (1991) sırasında tarafsız kaldı, ancak Irak’ın kaçırdığı bazı uçaklara el koyarak envanterini çeşitlendirdi. 1990’lar ve 2000’lerde İran hava kuvvetleri herhangi bir büyük çatışmaya girmedi. Ancak Devrim Muhafızları Havacılık ve Uzay Kuvveti son yıllarda bazı fiilî tecrübeler edindi: 2017 ve 2018’de Suriye’deki IŞİD hedeflerine orta menzilli balistik füzeler attı; 2020’de ABD’nin Irak’taki üssüne (Ayn el-Esed) balistik füze saldırısı düzenledi. Bu eylemler, İran’ın insanlı uçak kullanmadan güç projeksiyonu yapma tercihini gösterir. Hava-hava muharebe açısından İran pilotları en son 1980’lerde dogfight deneyimi yaşadı.

Modern dönemde rapor edilen ufak çaplı karşılaşmalar oldu: 2012’de bir İran Su-25 uçağı ABD İHA’sına ateş açtı, 2019’da İran Mig-29’ları kendi hava sahasında görünen yabancı İHA’lara önleme yaptı vb. Ancak bunlar sınırlı ve tek taraflı eylemlerdir. İran’ın Suriye İç Savaşı’na doğrudan hava kuvveti ile katılımı da kısıtlı kaldı; daha çok kargo uçakları ve İHA’larla lojistik/istihbarat desteği verdi. Dolayısıyla İran Hava Kuvvetleri’nin güncel hava muharebe deneyimi yok denecek kadar azdır. Buna karşın İran, hava savunma tecrübesi anlamında bazı notlar biriktirdi: 2019’da yüksek irtifada seyreden stratejik bir ABD insansız hava aracını başarılı şekilde vurması, eğitimli personel ve cesur angajman kurallarının uygulamada olduğunu gösterdi. Fakat aynı hava savunma ağı 2020’de bir sivil uçağı yanlışlıkla vurarak disiplin ve tanımlama sorunlarına işaret etti. 2025 Haziran savaşında İran’ın hava kuvvetlerini büyük ölçüde yerde tuttuğu, çünkü hava-hava muharebede kayıp vereceğini öngördüğü değerlendirilmiştir. Bunun yerine İran, füze ve SİHA saldırılarıyla dolaylı bir hava gücü kullanma yoluna gitmiştir. Örneğin İsrail şehirlerine yüzlerce balistik füze atarak savaş boyunca hasar vermeye çalışmış; İran medyası bunlarla bazı F-35 jetlerini düşürdüğü yönünde iddialar ortaya atsa da İsrail bunu yalanlamıştır. Neticede İran’ın klasik anlamda hava muharebesi tecrübesi zayıf, asimetrik hava taarruzu (füze/SİHA) tecrübesi ise daha yeni gelişmektedir. Bu durum İran’ı stratejik seviyede caydırıcı unsurlara yöneltmiş, taktik seviyede ise savunmacı kalmaya mecbur bırakmıştır.

Pasif Savunma Tedbirleri

İsrail

İsrail, aktif savunma kadar pasif savunmaya da önem veren bir ülkedir. En bilinen pasif savunma uygulaması, nüfusun roket ve füze tehditlerine karşı korunması için geliştirilmiş sığınak sistemidir. Ülkede hemen her binada bir korunaklı alan (mamad) bulunması yasalarla sağlanmıştır. Füze saldırısı halinde sirenler çalındığında siviller derhal bu sığınaklara veya güçlendirilmiş odalara geçer. Bu sayede İran ve vekillerinin saldırılarında sivil kayıplar minimuma indirilmektedir. Örneğin 2025 çatışmasında da Tel Aviv’de sirenler sonrası halkın sığınaklara koştuğu, böylece gelen füzelerin psikolojik etkisinin azaltıldığı fotoğraflarla belgelendi. Askeri pasif savunmada ise İsrail, hava kuvvetleri üslerini ve kritik tesislerini korumak için çeşitli önlemler almıştır. Birçok hava üssünde uçaklar için korugan (uçak sığınağı) bulunmaktadır. Bu betonarme hangarlar, düşman füze ve bomba saldırılarında uçakların zarar görmesini engeller. Ayrıca pistlerin hızlı onarımı için İsrail Hava Kuvvetleri özel ekipler ve yedek malzeme stokları bulundurur; bir pist isabet alsa dahi birkaç saat içinde yamalanarak tekrar kullanıma açılabilir.

İsrail, aldatıcı hedefler ve kamuflaj konularında da aktiftir. Kritik radar ve füze rampalarının maketlerini yaparak düşmana yanlış hedefler gösterme veya sahte elektromanyetik iz oluşturma taktikleri uygulanır. Örneğin olası bir İran saldırısında, sahte radar yayınları yaparak İran’ın anti-radyasyon füzelerini boşa yönlendirmesi planlanabilir. Pasif savunmanın önemli bir boyutu da siber ve elektromanyetik dayanıklılıktır: İsrail, hava savunma ve komuta kontrol ağının yedekli iletişim altyapısına sahiptir. Uydu haberleşmesi, fiber optik hatlar ve mobil yedek sistemlerle, bir kısmı tahrip olsa bile ağ bütünlüğünü koruyacak önlemler alınmıştır. İsrail’in coğrafi derinliği az olduğundan, pasif savunmada belirleyici unsur halkın hazırlığı ve hızlı toparlanma kapasitesidir. Düzenli olarak tatbikatlar yapılarak (örneğin yılda bir “Sığınak Günü” düzenlenip sirenler test edilir) toplumun teyakkuzu canlı tutulur. Ayrıca stratejik stoklar oluşturulmuştur; yakıt, cephane ve kritik malzemeler yeraltı depolarında saklanarak düşman saldırılarından korunur. Tüm bu pasif tedbirler, İsrail’i “sert hedef” haline getirmekte ve düşmanın arzu ettiği düzeyde hasar vermesini zorlaştırmaktadır.

İran

İran’ın Şubat 2023’te tanıttığı “Eagle 44” kod adlı yeraltı hava üssünde bir F-4 Phantom savaş uçağı görüldü. Uçaklar ve İHA’lar dağ içine oyulmuş hangarlarda saklanarak düşman saldırılarından korunuyor.

İran, sınırlı konvansiyonel hava kuvvetlerini ve kritik stratejik tesislerini korumak için kapsamlı pasif savunma önlemleri geliştirmiştir. Bu alanda en çarpıcı adım, yeraltı askeri tesisleridir. 2023 yılında İran ilk yeraltı hava üssü olan “Oghab (Kartal) 44” tesisini duyurmuştur. Bu dağ içine inşa edilmiş üste savaş uçakları ve İHA’lar barındırılmakta, uçaklar çıkış tünelleri vasıtasıyla operasyon yapabilmektedir.

Eagle 44 üssünün tanıtımında, uçakların burada uzun menzilli seyir füzeleriyle donatılabildiği ve muhtemel bir saldırıya karşı güvende tutulduğu belirtilmiştir. Benzer şekilde İran, daha önce yeraltı “drone üssü 313” gibi İHA’lar için de sığınaklar inşa ettiğini açıklamıştır. Yeraltı tesisleri sadece hava araçları için değil, balistik füze depoları ve rampaları için de yaygın biçimde kullanılmaktadır. “Füze şehirleri” olarak adlandırılan, tünellerle birbirine bağlanmış füze üsleri, İran’ın önemli kozlarından biridir. Bu sayede olası İsrail veya ABD hava saldırılarında füze bataryalarının imha edilmesi zorlaştırılmıştır.

Pasif savunma kapsamında İran ayrıca sahte hedefler ve aldatma yöntemlerine başvurur. Örneğin nükleer tesislerin yakınına maket yapılar veya boş binalar inşa ederek düşman istihbaratını şaşırtmaya çalışır. Radar aldatma için gerçek radarların belli aralıklarla yeri değiştirilir, kullanılmadığında kapatılır veya sahte sinyal verici sistemler kullanılır. Kamuflaj ve dağıtım da önemli bir yer tutar: İran, uçaklarını ve SAM bataryalarını ülke genelinde dağıtarak tek bir saldırıda büyük kayıp riskini azaltır. Hava üslerindeki uçaklar açıkta değil, olabildiğince hangarlarda ve korunaklı alanlarda tutulur. İran şehirlerinde de pasif savunmaya yönelik önlemler görülür; örneğin Tahran başta olmak üzere büyük kentlerde alarm sirenleri ve sığınaklar mevcuttur, halk zaman zaman sivil savunma tatbikatları ile olası bombardımana hazırlanır.

İran’ın Pasif Savunma Örgütü adıyla kurumsallaştırdığı yapı, kritik altyapıların korunması (ör. elektrik şebekesinin yedeklenmesi, barajların ve telekomünikasyon merkezlerinin güçlendirilmesi) gibi konulara eğilir. 2010’lardan itibaren İran, İsrail’den gelebilecek nokta atışlı sabotaj ve suikastlere karşı da koruma tedbirleri almaya başladı: Örneğin önemli nükleer bilim insanlarının korunması artırıldı, hassas tesislerde karartma (ışık gizleme) ve elektronik cihaz yasakları gibi uygulamalar devreye sokuldu. Yine de İsrail, 2010-2020 arasında İran içinde çok sayıda suikast ve patlayıcı sabotaj gerçekleştirmeyi başardı.

Bu durum İran pasif güvenlik tedbirlerinin her zaman yeterli olamadığını gösterdi. 2025 savaş deneyiminde de İsrail, İran’ın en üst düzey askeri liderlerini saklandıkları yerlerde bulup imha edebilmiştir. Buna rağmen, İran’ın geniş yeraltı ağı ve halkın dirençliliği, ülkeyi tamamen felç etmeyi güçleştirmektedir. Örneğin Fordo uranyum tesisinin dağ derinliklerinde olması, konvansiyonel bombalarla tahribini neredeyse imkânsız hale getirir – bu tip hedefler İran’ın en büyük pasif savunma avantajıdır. Sonuç olarak İran, pasif savunma konusunda bölgedeki en hazırlıklı ülkelerden biri olup, bu sayede stratejik kapasitesini “gizleyerek koruma” stratejisi izler.

İstihbarat ve İstihbarata Dayalı Harp Kabiliyetleri

İsrail

İsrail için istihbarat, hava gücünün ayrılmaz bir parçasıdır. Mossad, Aman ve Şin Bet gibi dünyanın sayılı istihbarat teşkilatlarına sahip olan İsrail, düşmanlarına karşı genellikle birkaç adım önde olmayı başarır. Özellikle Mossad, İran’ın nükleer programına yönelik istihbarat operasyonlarında çok etkindir: 2018’de İran’ın nükleer arşivini Tahran’dan kaçırması veya 2020’de İran’ın baş nükleer bilimcisi Muhsin Fahrizade’yi gelişmiş bir uzaktan silahla etkisiz hale getirmesi, bu kabiliyetin örneklerindendir.

İsrail, yıllara yayılan istihbarat hazırlığı ile gerektiğinde ani ve hassas askeri operasyonlar gerçekleştirebilmektedir. 2025’teki farazi operasyon öncesi de İsrail istihbarat ajanlarının İran içinde aylarca hazırlık yaparak silah ve patlayıcı sızdırdığı, kritik hedeflerin yakınına gizli üsler kurduğu bildirilmiştir. Bu sayede harekât başladığında önceden İran içinde konuşlu mini İHA’lar ve güdümlü patlayıcılar derhal devreye sokulmuş, İran’ın radar ve füze tesisleri içerden vurularak hava saldırısına zemin hazırlanmıştır. İsrail’in sinyal istihbaratı birimi Unit 8200, hem siber ortamda hem de elektronik spektrumda düşmanın iletişimini kesme, yönlendirme ve dinleme konusunda ileri seviyededir. Örneğin geçmişte Stuxnet saldırısıyla İran’ın nükleer tesis santrifüjlerine zarar verilmesi, İsrail-ABD ortak siber operasyonuna atfedilir. Keza Suriye’de 2007’deki hava saldırısı öncesi İsrail’in Suriye radarlarını siber saldırıyla kısa süreliğine kör ettiği iddia edilmiştir.

Hava kuvvetleri operasyonlarında İsrail, gerçek zamanlı istihbarat-füzyon yöntemini uygular: uydu görüntüleri (Ofek serisi casus uyduları), insansız hava araçlarından anlık videolar (Heron, Eitan gibi İHA’lar sürekli Suriye ve İran üzerinde istihbarat toplar), HUMINT (saha ajanları veya yerel işbirlikçiler) ve elektronik dinlemeler birleştirilerek hedef listeleri güncel tutulur. İsrail’in sahip olduğu uydu ağı, İran’ın balistik füze denemelerinden nükleer tesislerine kadar bir dizi stratejik faaliyeti izleyebilmektedir.

Ayrıca ABD’den anlık istihbarat desteği de alır; örneğin Amerikan KC-135 tanker uçaklarının uydu linkiyle İsrail’e erken uyarı aktardığı bilinmektedir. İstihbaratın belki de en kritik yönü, İsrail’in yüksek değerli hedeflerin yerini tespit ve takip etme becerisidir. 2025 Haziran savaşında İsrail, İran’ın en üst düzey komuta kademesini (Devrim Muhafızları komutanı, genelkurmay başkanı vs.) birkaç gün içinde hassas saldırılarla ortadan kaldırmıştır. Bu, inanılmaz bir istihbarat başarısıdır ve uzun zamandır İran içindeki insan ağlarının kurulması sayesinde mümkün olmuştur.

Özetle İsrail, stratejik sürpriz yaratmak için istihbarat ve özel operasyonları bir arada kullanabilen bir devlettir. Hava harekâtından önce içeride patlayıcı yerleştirme, kritik anlarda düşman savunmasını felç edecek sabotajlar yapma, sahte bilgi yayarak düşmanı yanıltma gibi yöntemlerle savaşı başlamadan kazanma zemini hazırlar. Bu yüksek kapasiteli istihbarat altyapısı, İsrail’in bölgede operasyonel esneklik ve baskınlık kurmasının temel nedenlerindendir.

İran

İran’ın istihbarat teşkilatları (MOIS – İstihbarat Bakanlığı, IRGC İstihbarat birimi ve Ordu İstihbaratı) geniş bir iç ve dış ağ oluşturmuştur, ancak teknolojik imkânlar bakımından İsrail kadar gelişmiş değildir. İran, insan istihbaratı (HUMINT) konusunda özellikle Ortadoğu’da etkin olmaya çalışır. Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen gibi coğrafyalarda müttefik milis gruplar ve sempatizan ağları vasıtasıyla İsrail ve ABD çıkarlarına dair bilgi toplamaya gayret eder. Örneğin Lübnan Hizbullah’ı üzerinden İsrail içinde ajan devşirmeye çalıştığı bilinir.

Yine de İsrail iç istihbaratının (Şin Bet) sıkı karşı-kontra-istihbarat önlemleri nedeniyle İsrail’e nüfuz etmekte zorlandığı söylenebilir. İran’ın teknik istihbarat cephesinde son yıllarda bazı atılımları oldu. 2020’den itibaren fırlattığı Noor askeri uyduları, düşük çözünürlüklü olsa da askeri hedefleri izleme imkânı sağladı. Ayrıca Rusya ile iş birliği sayesinde Khayyam adı verilen yüksek çözünürlüklü bir uyduyu 2022’de fırlattı – bu uydunun da İsrail üzerinde istihbarat toplamada kullanılabileceği iddia edildi.

Siber alanda İran, dünyada hatırı sayılır bir tehdit aktörü olarak görülür. İranlı hacker grupları İsrail’e ait su tesisleri, ulaştırma sistemleri, hatta savunma sanayi şirketlerine karşı siber saldırılar düzenlemiştir. Bu saldırılar her zaman başarılı olmasa da İran’ın siber istihbarat yoluyla bilgi çalmaya ve sabotaj yapmaya çalıştığını gösterir. 2025 Haziran İsrail çatışmasında İran, İsrail’in kritik altyapılarına (elektrik şebekesi gibi) siber saldırılar gerçekleştirmeye çalışmış, kısmen internet kesintilerine yol açmıştır. İran’ın karşı-istihbarat konusunda ise oldukça acı tecrübeleri var: 2010’larda birçok nükleer bilim insanının suikasta uğraması, 2018’de arşiv belgelerinin çalınması ve 2020’lerde üst düzey komutanlarının ardı ardına hedef alınması, İsrail ajan ağlarının kendi topraklarında sızmış olduğunu gösterdi.

Bu nedenle İran, son yıllarda iç güvenlik tedbirlerini artırmıştır; yabancı istihbaratla bağlantılı olduğu düşünülen onlarca kişi idam veya hapis cezalarına çarptırıldı. Elektronik harp (EW) kabiliyeti de İran istihbaratının uzantısı olarak değerlendirilebilir: İran, kendi hava savunmasını korumak ve İsrail İHA’larını düşürmek için GPS karıştırma, veri link bozma gibi yöntemlere başvuruyor. Hatta 2011’de bir Amerikan RQ-170 stealth İHA’sını siber-elektronik saldırıyla ele geçirdiğini iddia etmiş ve bunu sergilemiştir. Bu, İran’ın fırsat bulduğunda ileri teknolojileri bile hedef alabileceğini gösterir.

Yine de genel resimde İran’ın istihbarat teşkilatları, daha çok bölgesel ve asimetrik avantajlara bel bağlamaktadır. Örneğin İran, İsrail’i doğrudan gözleyemediği durumlarda müttefiklerine yaslanır; Suriye radarlarından veya Hizbullah gözlemcilerinden gelen bilgileri kullanır. 2025 Haziran çatışma ve savaşında İran, savaşın başında sürpriz yemiş olsa da ardından dünya çapındaki hücrelerini harekete geçirerek İsrail hedeflerine ve diplomatlarına yönelik terör eylemleri planlamaya başlamıştır. Bu, İran’ın konvansiyonel istihbarat savaşında geride kalsa da asimetrik istihbarat/sabotaj savaşıyla misilleme yapabileceğinin altını çizer. Sonuç olarak İran, savunmada güvenlik zaaflarını tam kapatamasa da, saldırıda vekiller ve siber yöntemlerle etkili olabilecek bir istihbarat oyununu tercih eder. Türkiye açısından bakıldığında, İran’ın bu alandaki gücü ve zayıflıkları, istihbarat mücadelesinin konvansiyonel askeri güç kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Havacılık ve Füze Sanayii (Teknoloji ve Üretim Gücü)

İsrail

İsrail, savunma sanayi alanında yüksek teknoloji üreten küçük ama etkili bir ekosisteme sahiptir. Özellikle havacılık ve füze teknolojilerinde son derece ileridir. İsrail’in savunma firmaları (IAI, Rafael, Elbit vb.), insansız hava araçlarından gelişmiş hava-hava füzelere kadar geniş bir yelpazede ürün geliştirmektedir. İHA konusunda İsrail, Heron, Hermes gibi yüksek irtifa uzun havada kalışlı sistemler ve Harop gibi vurucu kamikaze dronelar üretmiş ve ihraç etmiştir. Füze teknolojilerinde ise hava-hava füze (Python-5, Derby gibi modern füze aileleri), hava-yer mühimmat (SPICE güdüm kiti, Popeye seyir füzesi) ve balistik füze (Jericho serisi) geliştirmiştir. Örneğin, İsrail’in Jericho III balistik füzesi olduğu ve nükleer kapasiteye sahip olduğu uluslararası kaynaklarda belirtilmektedir. Hava savunma sanayinde de İsrail öne çıkar; Arrow anti-balistik füze sistemini ABD ile ortak üretirken, Demir Kubbe ve Davud’un Sapanı tamamen kendi AR-GE gücüyle geliştirilmiştir. Elektronik aviyonik ve radar konusunda İsrail firmaları dünya çapında rekabetçidir – birçok savaş uçağı için elektronik harp podları, AESA radar modülleri, kaska entegre nişangâh sistemleri gibi kritik alt sistemleri sağlarlar. İsrail, savaş uçağı üretiminde ABD’den aldığı F-35’leri kısmen kendi ihtiyaçlarına göre modifiye edebilmektedir (örneğin F-35I A versiyonunda kendi elektronik sistemlerini entegre etmektedir). Kendi özgün savaş uçağı projesi Lavi (1980’lerde) iptal edilmiş olsa da, o programdan gelen mühendislik birikimi insansız ve füze projelerine aktarılmıştır. Ülkenin savunma sanayi üretim gücü, sürdürülebilirlik ve yenilik odaklıdır: Yani uzun bir savaş durumunda İsrail, mühimmat ve parça üretimini kendi içinde devam ettirebilir. Zaten İsrail’in iç savunma sanayii, ordusunun tüm ihtiyaçlarını karşılayacak yetenekte olmasa da kritik kalemlerde dışa bağımlılığı azaltmıştır. Örneğin, İsrail F-16’larının ve F-15’lerinin yapısal modernizasyonlarını, kokpit yükseltmelerini kendisi yapabilmektedir. Yedek parça stoklarını ABD yardımıyla da olsa ülkede tutmaktadır. İsrail, 2023 yılında 25 adet ek F-35 alımı için anlaşma imzalamış, böylece toplam F-35 sayısını 75’e çıkarmayı planlamıştır (üç filo). Bunun finansmanı ABD askeri yardımı ile karşılansa da İsrail her bir platforma kendi özgün eklentilerini yapacağından bu alım aynı zamanda sanayiye iş demektir. Füze ve roket üretiminde İsrail daha düşük hacimlerde ama yüksek hassasiyette ürünler yapar. Örneğin yüksek hızlı Rampage hava-yer füzesi, İsrail’in son dönemde geliştirdiği ve F-16’lardan atabildiği bir mühimmattır. Uydular alanında İsrail, Ofek serisi keşif uydularını kendi Shavit roketleriyle fırlatabilen dünyadaki az sayıda ülkedendir. Bu, stratejik bir teknoloji birikimini ifade eder. Kısacası İsrail, niteliksel üstünlüğe oynayan bir sanayi yapısına sahiptir: Az sayıda ama çok etkili platform ve mühimmat üretir. ABD’nin teknolojik desteği (örneğin F-35, F-15 tedariki) olmadan bu seviyeyi koruması zor olsa da, İsrail mühendislik kapasitesi aldığı sistemleri sürekli geliştirerek özgün hale getirmektedir. Sonuç olarak İsrail hava gücünün teknolojik seviyesi, bölgedeki rakiplerinin epey üzerindedir ve bu da yerli savunma sanayiinin kabiliyetlerine dayanmaktadır.

İran

İran’ın savunma sanayii özellikle füze, drone ve bazı kara sistemlerinde ilerlemiş, ancak ileri havacılık teknolojilerinde halen kısıtlıdır. Devrim sonrası uygulanan ambargolar nedeniyle İran, kendi kendine yeterli bir sanayi geliştirmek zorunda kalmıştır. En büyük başarı alanı balistik füze teknolojisidir. İran, 1980’lerden beri Scud türevleriyle başladığı balistik füze programını bugün kıtalararası olmasa da orta menzilli güçlü bir envantere dönüştürmüştür. Solid-fuel (katı yakıtlı) motor teknolojisine de geçerek, 2000 km’yi aşan menzillerde isabet oranı artan füzeler geliştirmektedir. Örneğin Khorramshahr ve Emad gibi MRBM sınıfı füzeleri bulunmaktadır ve İran bunların çoklu savaş başlıklı versiyonlarını denediğini duyurmuştur. 2023’te tanıtılan Fattah füzesinin ise hipersonik özellikli (yani manevra yapabilen planör ile donatılmış) bir füze olduğu iddia edilmiştir. Bu alandaki birikim, İran’ın ayda yüzlerce füze üretebilecek kapasiyona eriştiği yönünde raporlarla desteklenmektedir. İnsansız hava araçları (İHA) İran’ın bir diğer güçlü olduğu sektördür. Özellikle Shahed-136 tipi kamikaze dronelar son dönemde ün kazanmıştır; Rusya’ya bu dronelardan yüzlercesini gönderip Ukrayna’da kullanılmasını sağlamıştır. İran, Mohajer-6, Ababil, Karrar gibi çeşitli irtifa ve menzil sınıflarında İHA’lar üretiyor. Hatta yakın zamanda stealth görünümlü Şahid-191 jet İHA’sını ve gelişmiş keşif İHA’larını tanıtmıştır. Bu üretim gücü, düşük maliyetli ve miktar üstünlüğüne dayalı bir stratejiyi mümkün kılıyor. İran’ın savaş uçağı üretiminde ise kısıtlar sürüyor. Mevcut “yerli” uçak projeleri genelde eski platformların modifiye edilmesi şeklinde: Kowsar adlı eğitim uçağı/eski F-5 türevi hafif uçak üretildi ama modern bir muharip değil. 2018’de maketi gösterilen Qaher-313 stealth savaş uçağı prototipi ise henüz gerçek bir uçuş gerçekleştirmedi ve konsept düzeyinde kaldı. İran, 2022’de Rusya’dan Su-35 temin etmeye yönelik bir anlaşma yaptığını duyurdu; yaklaşık 24 adet Su-35’i 2024 itibarıyla teslim almaya çalıştığı haberleri vardır, ancak Nisan 2024’e kadar teslimat doğrulanmamıştır. Motor ve avionik gibi ileri havacılık bileşenlerinde İran yurtdışına bağımlıdır – özellikle Rusya ve Çin’den parça temin ederek eski uçaklarını uçurma gayretindedir. Hava savunma sanayii ise daha başarılı sayılır; İran, Rus S-300’ü temel alarak Bavar-373’ü geliştirdi ve seri üretime aldı. Yine kısa menzilli ve orta menzilli özgün SAM sistemleri (3. Hordad, Talaash, Mersad vs.) üretmektedir. Bu sistemlerin performansı savaşta sınırlı test edilse de, İran kendi hava sahasını kapatacak miktarda sistem üretebildiğini göstermiştir. Elektronik harp ve radar alanında İran, yerli üretim faz dizinli (phased-array) radarlar sergilemeye başladı. Örneğin 2020’de “Kashef” serisi radarlar tanıtıldı. Ancak bu radarların teknoloji seviyesi dış muadilleri kadar yüksek değil. Sanayii güçlü kılan bir diğer unsur üretim esnekliği ve tersine mühendislik kabiliyetidir. İran, eline geçirdiği ABD İHA’larını (RQ-170 gibi) veya füze parçalarını tersine mühendislikle kopyalamaya çalışıyor. Shahed-136’nın basit ama etkili tasarımı, hızlı üretim mantığıyla birleştiğinde “çok sayıda üretilebilir” bir model sunuyor – nitekim Rusya’da bu droneların fabrikası kurulup 2024’te ayda 100’lerce üretim hedeflenmiştir. İran içeride savunma sanayii altyapısını dağıtmış durumda; farklı şehirlerde füze, İHA, elektronik ve zırhlı araç fabrikaları bulunuyor. Ambargolar nedeniyle sivil sektör zorlanırken askeri AR-GE devlet desteğiyle sürekli fonlanıyor. Ancak İran ekonomisinin zorlukları, en ileri teknolojilere erişimi kısıtlıyor; örneğin jet motorlarında hala ya eski motorların bakımı ya da dış yardım gerekiyor. Özetle İran savunma sanayii, asimetrik caydırıcılık sağlayan füze ve İHA’larda oldukça güçlü, fakat konvansiyonel hava kuvveti gereçlerinde zayıftır. Bu tablo, İsrail ile doğrudan bir hava savaşında İran’ı dezavantajlı kılarken, İran’ın alternatif yöntemlerle mücadeleye yatırım yapmasına yol açmıştır.

Sonuç ve Türkiye İçin Öneriler

İsrail ve İran’ın hava gücü yetenekleri karşılaştırıldığında, İsrail’in kalite ve teknolojide baskın, İran’ın ise nicelik ve gizlenme kapasitesinde dirençli olduğu görülmektedir. İsrail; modern uçakları, entegre hava savunması, üstün pilotaj ve istihbarat başarısıyla İran’a karşı ezici bir stratejik ve taktik üstünlük elde edebilmektedir. Nitekim İsrail, olası bir çatışmada İran’ın hava savunmasını saatler içinde bastırıp hava hakimiyeti kazanma, ardından yüzlerce stratejik noktayı vurarak İran’ın füze ve nükleer altyapısını büyük ölçüde tahrip etme potansiyeline sahiptir. Bunun en önemli sebepleri, İsrail’in onlarca yıllık harp deneyimi, ABD ile ortak geliştirdiği ileri teknolojiler ve cesur doktrinleridir. Öte yandan İran, konvansiyonel olarak hava konusunda zayıf kalsa da balistik füze salvo gücüyle İsrail’e ciddi hasar verebilecek bir caydırıcılık bulundurur. Ayrıca İran’ın yeraltı tesisleri, uzun bir savaşı göze almasını sağlayacak şekilde ikinci darbe kapasitesini korur. 12 gün süren savaşı ele alan bir değerlendirmede, İran’ın İsrail’e yüzlerce füze atmasına rağmen bunların çok azının kritik askeri hedeflere isabet ettiği; buna karşılık İsrail’in İran’ın nükleer programını ve füze üretimini uzun süreli sekteye uğrattığı ifade edilmiştir. Bu da teknolojik isabet gücü ile kitlesel ateş gücü arasındaki farkı ortaya koymaktadır. İsrail’in avantajları; yüksek teknoloji, eğitim, istihbarat üstünlüğü iken dezavantajı uzun soluklu bir savaşta küçük nüfus ve coğrafyası nedeniyle yıpranmaya açık olmasıdır (önleyici füze stoklarının tükenmesi, ekonomiye ve sivil morale etkisi gibi). İran’ın avantajı; derin coğrafya, büyük füze/envanter stoğu ve ideolojik motivasyon iken dezavantajı modern hava muharebesi ve savunmasında geri kalmışlığıdır.

Türkiye Cumhuriyeti için bu karşılaşmadan çıkarılacak dersler ve öneriler şunlardır:

  1. Çok Katmanlı Hava ve Füze Savunması Kurulması: İran’ın balistik füze envanteri ve SİHA sürüleri gibi unsurlar, bölgede Türkiye dahil tüm ülkeler için potansiyel tehdittir. İsrail’in Demir Kubbe-David’s Sling-Arrow benzeri katmanlı savunma modeli, Türkiye için de örnek olmalıdır. Halihazırda geliştirilen SİPER uzun menzilli hava savunma sistemi ve HİSAR-A+/O+ sistemleriyle entegre bir mimari acilen tamamlanmalı; bu sistemler tıpkı İsrail’deki gibi akıllı komuta-kontrol ile desteklenmelidir. Ayrıca yönlendirilmiş enerjili silahlar (lazer sistemleri) ve anti-İHA teknolojilerine yatırım hızlandırılmalıdır.
  2. Hava Kuvvetleri Modernizasyonu ve 5. Nesil Kabiliyet: İsrail’in F-35 ile kazandığı stealth ve sensor füzyon yeteneği, İran gibi güçlü bir düşmana karşı bile oyun değiştirici olmuştur. Türkiye, F-35 programından çıkarılmış olsa da MMU/TF-X (KAAN) projesini en kısa sürede hayata geçirerek 5. nesil bir muharip uçağı envantere almalıdır. Bu süreçte eldeki F-16’ların elektronik harp, radar ve mühimmat entegrasyonu bakımlarından en üst seviyeye (Block 70 ayarına) çıkarılması elzemdir. Unutulmamalıdır ki hava üstünlüğü olmadan ne savunma ne saldırı başarılı olur – İsrail örneği, hava hakimiyeti sayesinde düşmana her açıdan üstünlük kurulduğunu göstermiştir.
  3. İstihbarat-Entegre Planlama: İsrail’in İran’daki hedefleri vururken yıllarca topladığı istihbaratı ve özel operasyonları bir arada kullandığı görülmüştür. Türkiye de kendi güvenlik hedefleri için MİT ve TSK arasındaki işbirliğini en üst düzeye çıkarmalı, istihbarata dayalı nokta operasyon kabiliyetini geliştirmelidir. Özellikle Suriye ve Irak’taki terör örgütü hedeflerine yönelik harekatlarda bu zaten uygulanmaktadır; ancak daha stratejik düzeyde (örneğin balistik füze tehdidi doğurabilecek komşu gelişmelerinde) önleyici istihbarat ve siber yetenekler devreye sokulmalıdır. Düşmanın savunmasını felç edebilecek siber silahlar, elektronik harp unsurları Türkiye envanterine dahil edilmelidir.
  4. Yeraltı ve Pasif Savunma Yatırımları: İran’ın Eagle 44 gibi yeraltı üsleri, hava varlıklarını korumanın etkili bir yoludur. Türkiye de kendi hava ve füze unsurlarını barındırmak için koruganlı/yeraltı tesislerini artırmayı düşünebilir. Özellikle yeni yapılan akıncı üslerinde veya füze bataryaları için sığınaklı altyapı tesis edilmelidir. Sivil savunma açısından da şehirlerde alarm ve sığınak sistemleri gözden geçirilmeli, olası füze saldırılarına karşı halkın dirençliliği artırılmalıdır. İsrail’in yıllardır uyguladığı sivil savunma tedbirleri, kriz anında kaosu önleyip askeri operasyonun elini rahatlatmaktadır.
  5. Yerli Savunma Sanayinde Stratejik Odaklanma: İsrail ve İran örneği, özgün teknoloji geliştirmenin kritik önemini gösteriyor. İsrail, ABD desteği olsa da kendi füze ve elektronik teknolojisini üretmiş; İran ise ambargolar altında bile füze ve İHA geliştirebilmiştir. Türkiye’nin son yıllarda yaptığı SİHA atılımı bu bakımdan doğru yoldadır. Bunu sürdürerek yüksek hassasiyetli güdümlü mühimmat, balistik ve seyir füzeleri, hava savunma sistemleri gibi alanlarda tam bağımsızlık hedeflenmelidir. Ayrıca uzay ve uydu programları da desteklenerek, tıpkı İran’ın Noor uydusu veya İsrail’in Ofek programı gibi, ülkeye bağımsız gözlem ve erken uyarı imkanı sağlanmalıdır.
  6. Müttefiklerle Entegrasyon ve Teknoloji Paylaşımı: İsrail, ABD ile derin teknoloji işbirliği sayesinde F-35, Arrow gibi sistemlere sahip oldu; İran ise Rusya ile yakınlaşarak belki Su-35 alımı ve radar paylaşımı yapıyor. Türkiye de NATO müttefikleriyle (ve mümkünse teknoloji transferine açık ülkelerle) ortak AR-GE projelerine girmelidir. Özellikle erken ihbar radar ağına entegre NATO destekleri, balistik füze savunmasında bilgi paylaşımı ve belki ABD’den THAAD/Patriot takviyesi gibi konular göz önünde bulundurulmalıdır. Aynı şekilde dost ve müttefik ülkelerle ortak tatbikatlar yaparak (örneğin İsrail’in Yunanistan ve diğer hava kuvvetleriyle tatbikatlarına benzer şekilde) Türk Hava Kuvvetleri personelinin farklı senaryolara hazırlığı artırılmalıdır.

Sonuç olarak, İsrail-İran hava gücü karşılaştırması göstermektedir ki yüksek teknoloji, eğitim ve istihbarat üstünlüğü sahada belirleyici oluyor. Türkiye, bu iki ülkenin deneyimlerini dikkatle inceleyerek kendi savunma doktrinini güncellemeli ve özellikle hava kuvvetleri modernizasyonunu bütüncül bir yaklaşımla ele almalıdır. Pasif ve aktif savunma tedbirlerinin bir arada planlandığı, taarruzi kabiliyet kadar savunma dayanıklılığının da gözetildiği bir doktrin, Türkiye’yi hem bölgesel tehditlere karşı güvenceye alacak hem de caydırıcılığını pekiştirecektir. Bu kapsamda yukarıdaki önerilerin hayata geçirilmesi, Türkiye’nin 2024 ve sonrasında karşılaşabileceği muhtemel yüksek yoğunluklu çatışma ortamlarında başarı şansını artıracaktır.

 

Sosyal Medyalardan Bizi Takip Edebilirsiniz:

Yazarın Diğer Haberleri

Başa dön tuşu
Gizliliğe genel bakış

Bu web sitesi, size mümkün olan en iyi kullanıcı deneyimini sunabilmek için çerezleri kullanır. Çerez bilgileri tarayıcınızda saklanır ve web sitemize döndüğünüzde sizi tanımak ve ekibimizin web sitesinin hangi bölümlerini en ilginç ve yararlı bulduğunuzu anlamasına yardımcı olmak gibi işlevleri yerine getirir.

Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleyicinizi sitemiz için devre dışı bırakınız.