ABD-Türkiye F-16 ve F-35 Görüşmeleri Yeniden Başlıyor
ABD Başkanı Trump, Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı 25 Eylül 2025’te Beyaz Saray’da ağırlayacak. F-16 ve F-35 görüşmeleri, S-400 sorunu ortasında NATO stratejisini etkileyecek.
Türkiye ve ABD Arasında Kritik F-16 ve F-35 Görüşmesi
ABD Başkanı Donald Trump, 25 Eylül’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Beyaz Saray’da ağırlayacak. İki liderin yapacağı bu görüşme, yalnızca ikili ilişkiler açısından değil, aynı zamanda NATO savunma dengeleri ve bölgesel güvenlik stratejileri açısından da tarihi bir önem taşıyor. Ana gündem maddesi, uzun süredir çözülemeyen F-16 ve F-35 savaş uçakları meselesi olacak.
S-400 Krizi ve F-35 Programından Çıkarılma
Türkiye, 2002 yılında ortak olarak dahil olduğu F-35 programında yıllarca üretim zincirinin parçası oldu. Türk şirketleri, gövde parçalarından kapı sistemlerine kadar yaklaşık 900 farklı komponent üreterek projeye katkı sağladı. Ankara’nın hedefi 100’den fazla F-35A uçağı edinmekti. Ancak 2019’da Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi satın almasıyla birlikte Türkiye, programdan çıkarıldı. ABD, S-400’ün NATO güvenliği ve F-35 teknolojisi için kabul edilemez riskler yarattığını açıkladı.
Bugün hâlâ Arizona’daki Luke Hava Üssü’nde bekleyen 6 adet Türk F-35A uçağı bulunuyor. Ankara, bu uçakların ya teslim edilmesini ya da yatırdığı 1,3 milyar doların iade edilmesini talep ediyor. Washington ise bunun ancak S-400 sisteminden tamamen vazgeçilmesi halinde mümkün olabileceğini savunuyor.
F-16 Paketi Türkiye’nin Öncelikli Gündeminde
F-35 konusunda siyasi ve teknik engeller sürerken, F-16 anlaşması taraflar arasında daha somut bir ilerleme alanı oluşturuyor. 2024’te ABD Kongresi’ne bildirilen pakete göre Türkiye, yaklaşık 6,5–7 milyar dolar değerinde 40 yeni F-16 Block 70 satın almayı planlıyor. Ayrıca mevcut uçakların modernizasyonu için seçenekler gündeme geldi ancak Ankara bu alanda kendi ÖZGÜR modernizasyon programına ağırlık verme kararı aldı.
İlk ödeme de yapıldı ve süreç ilerliyor. Bu anlaşma, Türk Hava Kuvvetleri’nin kısa vadede NATO standartlarında kalmasını ve operasyonel kabiliyetini korumasını sağlayacak. Aynı zamanda, Türkiye’nin yerli yazılım ve donanımlar geliştirme hedefiyle uyumlu şekilde dışa bağımlılığını da azaltacak.
Kongre ve CAATSA Yaptırımları
ABD tarafında ise sürecin en kritik noktası Kongre onayı. 40 milletvekili geçtiğimiz ay Dışişleri Bakanlığı’na gönderdikleri mektupta, Türkiye’nin S-400 sistemini tamamen ortadan kaldırmadan F-35 programına geri dönemeyeceğini belirtti. Ayrıca, CAATSA yaptırımları çerçevesinde Türkiye’ye yönelik baskıların devam etmesi gerektiğini vurguladılar.
Bu tavır, anlaşmanın yalnızca iki liderin iradesine bağlı olmadığını, aynı zamanda Amerikan iç siyasetindeki dengelerden de etkilendiğini ortaya koyuyor. Dolayısıyla, Erdoğan ve Trump arasındaki görüşme teknik düzeyde ilerleme sağlasa bile, Kongre engeli kritik bir faktör olmaya devam edecek.
Türkiye’nin Alternatifleri: Eurofighter ve KAAN
Ankara, olası çıkmazlara karşı farklı seçenekleri de gündemde tutuyor. Avrupa ile Eurofighter Typhoon için görüşmeler sürüyor. Bununla birlikte, Türkiye’nin en stratejik adımı kendi milli savaş uçağı KAAN programı oldu. 2024’te ilk uçuşunu yapan KAAN, ilerleyen dönemde yeni prototiplerle geliştiriliyor.
Ancak uzmanlar, kısa vadede KAAN’ın F-35’in sağladığı görünmezlik, gelişmiş sensör füzyonu ve ağ merkezli harp yeteneklerini sunamayacağı konusunda hemfikir. Bu nedenle Türkiye’nin F-35 programına yönelik ısrarı devam ediyor. Yine de KAAN’ın orta vadede Türkiye’nin hava gücünde bağımsızlık ve caydırıcılık yaratması hedefleniyor.
NATO Dengeleri ve Bölgesel Güvenlik
Tüm bu gelişmeler, NATO içinde Türkiye’nin rolünü doğrudan etkiliyor. F-35 filosuna katılım, yalnızca yeni nesil uçaklara erişim değil aynı zamanda müttefiklerle güvenli veri paylaşımı ve ortak operasyon kabiliyeti anlamına geliyor. F-16 Block 70 alımı ve ÖZGÜR modernizasyonu ise kısa vadede Türk Hava Kuvvetleri’nin görev sürekliliğini sağlayacak.
Türkiye’nin hava gücü, Karadeniz’den Doğu Akdeniz’e, Orta Doğu’dan Balkanlar’a kadar geniş bir coğrafyada NATO’nun caydırıcılık politikasının temel parçalarından biri olarak görülüyor. Dolayısıyla Ankara-Washington hattında alınacak kararlar, yalnızca iki ülkeyi değil tüm ittifakı ilgilendiriyor.
Yaklaşan Beyaz Saray zirvesi, bu nedenle sadece bir ikili görüşme değil aynı zamanda uluslararası savunma stratejisinin geleceğini şekillendirecek bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.





