Denizlerde Nükleer Çağ: Trump Sınıfı Zırhlıya SLCM-N Onayı
ABD Kongresi, 1991'den beri ilk kez su üstü gemilerine nükleer füze konuşlandırılmasını onayladı. Yeni "Trump Sınıfı" zırhlılar, nükleer SLCM-N füzeleriyle donatılacak.
Amerikan Donanması, Soğuk Savaş’ın bitişiyle rafa kaldırdığı “nükleer kılıcını” yeniden kuşanıyor. 8 Ocak 2026 tarihinde ABD Kongresi’nden çıkan tarihi karar, deniz harp doktrininde 35 yıllık bir parantezi kapattı. Kongre, geleceğin devasa su üstü platformu olan Trump Sınıfı Güdümlü Füze Zırhlısı’nın (BBG-X), nükleer başlıklı seyir füzesi SLCM-N ile donatılmasını resmen onayladı.
Bu karar, sadece yeni bir gemi veya füze projesi değil; 1991 yılında Başkan George H.W. Bush’un “nükleer silahları su üstü gemilerinden çekme” kararının (Presidential Nuclear Initiatives) resmen çöpe atılması ve okyanuslarda “taktik nükleer caydırıcılık” döneminin yeniden başlaması anlamına geliyor.
Devlerin Dönüşü: “Trump Sınıfı” Zırhlı (BBG-X)
ABD Donanması, 1992 yılında Iowa sınıfı zırhlıları emekli ettiğinden beri envanterinde “Zırhlı” (Battleship) sınıfında bir gemi bulundurmuyordu. Ancak Çin’in donanma genişlemesi, Washington’ı daha büyük, daha ağır ve daha ölümcül platformlara yöneltti.
Henüz tasarım aşamasında olan ve ilk gemisinin adının USS Defiant olması beklenen Trump Sınıfı, modern denizcilik mühendisliğinin sınırlarını zorluyor:
-
Devasa Boyutlar: 35.000 tonluk deplasmanıyla bu gemi, standart bir Arleigh Burke sınıfı destroyerden üç kat daha ağır. Uzunluğu 260 metreyi bulacak olan gemi, nükleer uçak gemilerinden sonraki en büyük su üstü muharip platform olacak.
-
Ateş Gücü: Geminin kalbinde 128 adet Mk 41 dikey fırlatma hücresi (VLS) yer alacak. Ancak asıl vurucu güç, hipersonik füzeler için ayrılan 12 adetlik özel fırlatma sistemi ve şimdi onaylanan nükleer SLCM-N kapasitesi.
-
Hibrit Tahrik: 30 knot (yaklaşık 56 km/s) hıza ulaşması hedeflenen gemi, lazer silahlarını ve raylı top (railgun) sistemlerini besleyebilecek devasa bir enerji üretim kapasitesine sahip entegre güç sistemiyle donatılacak.
Tartışmaların Odağındaki Silah: SLCM-N
Kongre’nin onayladığı SLCM-N (Sea-Launched Cruise Missile-Nuclear), esasen 2013 yılında emekli edilen nükleer Tomahawk (TLAM-N) füzelerinin modern bir reenkarnasyonu.
Proje, Obama yönetimi tarafından “gereksiz ve istikrarsızlaştırıcı” bulunduğu için iptal edilmiş, ancak 2018 Nükleer Durum İnceleme Belgesi ile Trump yönetimi tarafından tekrar masaya getirilmişti. Şimdi ise W80 serisi nükleer harp başlıklarıyla donatılacak bu füzeler, balistik füzelerin aksine “düşük verimli” (low-yield) bölgesel bir caydırıcılık aracı olarak kurgulanıyor.
Savunma analistleri, SLCM-N’in en büyük avantajının “görünmezlik” değil, “belirsizlik” olduğunu vurguluyor. Bir denizaltıdan veya zırhlıdan fırlatılan seyir füzesinin nükleer mi yoksa konvansiyonel mi olduğunu radar ekranında ayırt etmek imkansız. Bu durum, düşman karar vericileri üzerinde muazzam bir psikolojik baskı oluşturuyor.
Maliyet ve Zaman Çizelgesindeki Uçurum
Kongre’nin kararlılığına rağmen, projenin önünde devasa mali ve lojistik engeller var.
-
Bütçe Savaşı: Kongre Bütçe Ofisi (CBO), sadece füze ve harp başlığı programının 2032 yılına kadar 10 milyar doları aşacağını öngörüyor. Trump sınıfı zırhlıların birim maliyetinin ise 15 milyar doları bulabileceği konuşuluyor. Bu rakam, en yeni nesil Ford sınıfı uçak gemilerinin maliyetiyle yarışıyor.
-
Zamanlama Hatası: Kongre, nükleer füzelerin 2032 yılına kadar sınırlı sayıda konuşlandırılmasını şart koştu. Ancak Trump sınıfı zırhlıların tasarımı 2032’de bitecek ve gemilerin hizmete girmesi 2040’ları bulacak. Bu durum, SLCM-N füzelerinin ilk etapta Virginia sınıfı denizaltılara, daha sonra ise bu dev zırhlılara entegre edileceğini gösteriyor.
Jeopolitik Mesaj: “Sadece Denizaltılara Güvenmiyoruz”
Washington bu hamleyle Moskova ve Pekin’e net bir mesaj veriyor: “Nükleer caydırıcılığımızı sadece tespit edilmesi zor denizaltılara hapsetmeyeceğiz. Bunu su üstünde, görünür ve bayrak gösteren devasa gemilerle de yapacağız.”
Trump sınıfı zırhlılar, sadece bir savaş makinesi değil, aynı zamanda yüzen bir “diplomatik sopa” olarak tasarlandı. ABD Kongresi’nin bu onayı, Pasifik ve Kuzey Atlantik’teki güç mücadelesinin artık “konvansiyonel” sınırları aştığını ve denklemin içine taktik nükleer silahların kalıcı olarak yerleştiğini kanıtlıyor. 2026 yılı, denizlerdeki “centilmenlik anlaşmalarının” bittiği ve nükleer satrancın başladığı yıl olarak tarihe geçecek.





