
Pentagon, Sentinel nükleer füze programını hızlandırdı
ABD, Sentinel nükleer füze programında yeniden yapılanmayı hızlandırıyor. Modern ICBM sistemi 2030’ların başında hizmete girebilir.
Pentagon’dan Sentinel nükleer füze programına hız hamlesi
Pentagon, ABD’nin kara konuşlu nükleer caydırıcılığını güçlendirmeyi hedefleyen Sentinel nükleer füze programı için takvimi hızlandıran yeni bir satın alma planını devreye aldı. Amerika Birleşik Devletleri Hava Kuvvetleri tarafından açıklanan güncellenmiş yol haritasına göre, LGM-35A Sentinel kıtalararası balistik füze programındaki kapsamlı yeniden yapılandırmanın 2026 yılı sonuna kadar tamamlanması ve ilk operasyonel kapasitenin 2030’ların başında elde edilmesi hedefleniyor.
Bu adım, ABD’nin nükleer üçlüsünün kara tabanlı ayağını modernize etmeye yönelik uzun vadeli stratejisinin merkezinde yer alıyor. Program, onlarca yıldır hizmette bulunan Minuteman III sisteminin yerini alarak füze altyapısı, fırlatma tesisleri ve komuta-kontrol mimarisinde kapsamlı bir dönüşüm öngörüyor.
Minuteman III’ten Sentinel’e stratejik geçiş
Sentinel programı, ABD’nin karada konuşlu nükleer caydırıcılık kapasitesini geleceğe taşımayı amaçlıyor. Amerika Birleşik Devletleri Stratejik Komutanlığı stratejik caydırma operasyonlarından sorumlu olmaya devam ederken, Hava Kuvvetleri Küresel Saldırı Komutanlığı operasyonel geçiş ve hazırlık faaliyetlerini yönetiyor. Tedarik ve altyapı teslimatı ise Hava Kuvvetleri Bakanlığı tarafından tek merkezli bir karar alma yapısı altında koordine ediliyor.
Program kapsamında, ilk Minuteman III silosunun devre dışı bırakılmasıyla birlikte Sentinel’e geçiş süreci fiilen başlamış durumda. Wyoming’deki F.E. Warren Hava Kuvvetleri Üssü, Montana’daki Malmstrom Hava Kuvvetleri Üssü, Kuzey Dakota’daki Minot Hava Kuvvetleri Üssü ve Kaliforniya’daki Vandenberg Uzay Kuvvetleri Üssü bünyesinde kurulan Saha Aktivasyon Görev Gücü ekipleri, inşaat ve sistem konuşlandırmasını eş zamanlı olarak yürütüyor.
Teknik testler ve altyapı modernizasyonu
Yeniden yapılandırma sürecinde Sentinel füze sistemi için teknik testler hız kesmeden devam ediyor. Hava Kuvvetleri, uçuş testleri öncesi taşıma ve yerleştirme denemelerini mümkün kılan üç aşamalı bir yer test füzesini başarıyla bir araya getirdi. Ayrıca 2025 yılında Sentinel’in ikinci aşama katı yakıtlı roket motoru için tam ölçekli yeterlilik testi tamamlandı.
Program, füzenin tüm hizmet ömrü boyunca test ve operasyonel fırlatmaları destekleyecek Sentinel Fırlatma Destek Sistemi için kritik tasarım incelemesini de tamamladı. Yetkililer, veri odaklı bu sürecin satın alma mekanizmalarını dönüştürmeyi ve karar alma hızını artırmayı amaçladığını vurguluyor.
Maliyet ve risk dalgalanmalarını azaltmak için eski siloların yenilenmesi yerine, modern güvenlik standartlarına uygun yeni fırlatma tesisleri inşa edilmesi planlanıyor. Program ayrıca aşamalı bir uçuş testi yaklaşımı benimseyerek temel teknolojilerin erken safhada doğrulanmasını hedefliyor.
Northrop Grumman ve yeni tesis yatırımları
Sentinel programının sanayi ayağında önemli yatırımlar dikkat çekiyor. Northrop Grumman tarafından Utah’taki Promontory tesisinde prototip bir fırlatma silosunun temelinin atılması planlanıyor. Buna ek olarak, altyapı prototipleme çalışmalarının bu yaz F.E. Warren Hava Kuvvetleri Üssü’nde başlaması bekleniyor.
Gelecekteki operasyonları desteklemek amacıyla kalıcı komuta merkezleri ve test tesisleri de inşa ediliyor. Bu kapsamda 2027 yılında ilk füze rampası fırlatmasının gerçekleştirilmesi hedefleniyor. Yetkililer, modern ve güvenilir bir kıtalararası balistik füze (ICBM) gücünün stratejik caydırıcılığın temel unsurlarından biri olduğunun altını çiziyor.
ABD’nin nükleer üçlüsünde nesilsel dönüşüm
Sentinel nükleer füze programı, ABD nükleer üçlüsünün kara tabanlı bileşeninde nesilde bir kez gerçekleşecek bir modernizasyonu temsil ediyor. Programın ilerlemesi, eski sistemlerin yaşlanması ve rakip ülkelerin füze kapasitelerini genişletmesi karşısında stratejik istikrarın korunması açısından kritik önem taşıyor.
Yeniden yapılandırılmış takvim ve hızlandırılan tedarik süreci, ABD’nin önümüzdeki on yıllar boyunca güvenilir nükleer caydırıcılık kapasitesini sürdürme hedefinin somut bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.





