Dağınık ve Ölümcül ABD Agile Combat Employment Stratejisi
ABD’nin Agile Combat Employment (ACE) stratejisi, büyük üslerin riskini azaltıp hava gücünü küçük, hareketli ve yayılan noktalara taşıyarak caydırıcılığı güçlendiriyor.
Yeni Savaş Döneminin Parolası – Esneklik
Modern savaş sahası artık yalnızca güç gösterisiyle kazanılmıyor; hayatta kalmak en az saldırı kadar önemli hale geldi. Uzun menzilli füzeler, siber saldırılar ve elektronik harp yetenekleri, sabit üsleri kolay hedeflere dönüştürdü. Devasa hava üsleri artık birer güç simgesi değil, düşman için cazip hedefler.
ABD Hava Kuvvetleri bu zafiyeti fark etti ve çözüm olarak “Agile Combat Employment (ACE)” adını verdiği yeni bir doktrine yöneldi. Basitçe anlatmak gerekirse ACE, büyük üslerin yerini alan küçük, dağınık ve hareketli hava operasyon noktaları kurmayı öngörüyor. Amaç, düşmanın nereden vuracağını tahmin edemeyeceği kadar esnek bir yapı kurmak.
ACE Nedir? Dağıtılmış Hava Gücü Modeli
ACE’nin temelinde “hub-and-spoke” yani merkez ve kollar mantığı yatıyor. “Hub” olarak adlandırılan merkez üsler, bakım, mühimmat ve yakıt ikmalinin ana noktası. “Spoke” ise bu merkezden beslenen geçici, ileri konuşlanma alanlarını ifade ediyor.
Bu sistemde uçaklar sürekli hareket halinde. Bir gün Pasifik’teki bir adadan kalkıp başka bir gün otoban gibi kısa pistlere iniş yapabiliyorlar. Her yeni nokta, düşmanın hedef listesini karmaşık hale getiriyor. Artık tek bir üs vurulduğunda savaş bitmiyor; çünkü hava gücü birçok küçük noktaya yayılmış durumda.
ACE’nin Temel Fikri: Hareket Eden Güç, Yaşayan Güç
ABD Hava Kuvvetleri, ACE stratejisini beş ana unsur üzerine kuruyor: postür, komuta-kontrol, manevra, koruma ve sürdürülebilirlik.
Bu unsurların ortak hedefi, hava operasyonlarını mümkün olduğunca mobil ve dayanıklı hale getirmek. Büyük üslerin aksine, ACE noktaları “uçan karargâhlar” gibi düşünülüyor. Gerektiğinde birkaç saat içinde kurulup kaldırılabiliyor, farklı coğrafyalarda aniden belirebiliyor.
Kısacası bu strateji, “vur-kaç” değil “dağıl ve yaşa” mantığıyla çalışıyor. Amaç, düşmanın saldırı planlarını sürekli boşa çıkarmak.
Pasifik Odaklı Bir Strateji
ACE doktrininin asıl sahası Pasifik bölgesi. Çünkü ABD’nin karşısında, geniş menzilli füze sistemlerine sahip bir rakip var: Çin.
Pekin’in DF-21D ve DF-26 gibi füzeleri, 2.000 kilometreyi aşan menziliyle Guam gibi dev üsleri ilk vuruşta devre dışı bırakabilecek güçte. İşte bu nedenle Washington, “büyük üs” anlayışını terk ediyor.
Filipinler, Palau, Japon adaları ve Avustralya gibi bölgelerde yeni “mini üs ağları” kuruluyor. Bu noktaların her biri hem ileri gözlem hem de kısa süreli operasyonlar için kullanılıyor. Çin bir hedefi vurduğunda, diğer noktalar aktif hale geliyor. ABD böylece bölgedeki hava gücünü adeta “sönmeyen bir ışık” haline getiriyor.
Tatbikatlarda ACE’nin Denenmesi
ACE, sadece teorik bir fikir değil; son yıllarda defalarca sahada test edildi.
“Tropic ACE” tatbikatında, F-15 ve F-35 uçakları Palau’daki küçük pistlere inip kalkarak “mikro üs” konseptini denedi. “Cope North” gibi geniş çaplı tatbikatlarda ise yakıt ikmali, klasik üs yerine mobil tankerler ve kamyonlarla sağlandı.
Bazı senaryolarda pilotlar, otobanlara inip yeniden kalkış yaparak olası savaş koşullarında dahi operasyonlarını sürdürebildiklerini gösterdi. Hedef, küçük birliklerin “kendi başına 72 saat hayatta kalabilmesi.” Yani kısa süreli ama yüksek tempolu bir savaş temposuna dayanıklı olmak.

Bu kapsamda tatbikat senaryosu gereği F 35 Finladiyada otoyola iniş yaptı. Tatbikatın önemli bir dönüm noktasında, İngiltere’deki Kraliyet Hava Kuvvetleri Lakenheath’e bağlı 48. Savaş Uçağı filosunda Finlandiya Filosu’na tahsis edilen iki ABD Hava Kuvvetleri F-35 Lightning II uçağı, Finlandiya’da önceden belirlenmiş bir otoyola tarihi bir iniş gerçekleştirdi.
Teknolojinin Rolü: JADC2, AI ve Otonom Sistemler
Dağınık bir hava gücünü koordine etmek için güçlü bir komuta ağına ihtiyaç var. İşte burada JADC2 (Joint All-Domain Command and Control) sistemi devreye giriyor.
JADC2, karada, havada, denizde, uzayda ve siber alanda bulunan tüm unsurları tek bir “ortak resim” (Common Operational Picture – COP) altında topluyor.
Yapay zekâ destekli algoritmalar, hangi uçağın hangi noktaya gideceğini, hangi rotanın daha güvenli olduğunu saniyeler içinde hesaplıyor. Edge computing sayesinde bu işlemler artık merkeze bağımlı olmadan, ileri üslerde bile yapılabiliyor.
Kısacası ACE, sadece coğrafi olarak değil; dijital olarak da dağılmış bir savaş modeli inşa ediyor.
Zorluklar: Esneklik Pahalı Bir Lüks mü?
Her ne kadar ACE büyük bir esneklik sağlasa da uygulaması kolay değil. Küçük üslerin sürekli desteklenmesi gerekiyor: yakıt, bakım, mühimmat, personel… Bu da maliyet ve planlama açısından büyük bir yük anlamına geliyor.
RAND ve CSIS raporları, ACE modelinin sürdürülebilirliği için güçlü bir lojistik omurga gerektiğini vurguluyor. Üstelik müttefik ülkelerde konuşlanmak, her zaman politik olarak da kolay değil.
Küçük üsler genellikle sınırlı hava savunmasına sahip olduğundan, tek bir füze bile ciddi zarar verebilir. Bu nedenle ABD, “dağıt ama koru” ilkesini uygulamak zorunda kalıyor. Ancak hava kuvveti yetkililerine göre, bu sistem savaşın ilk 72 saatinde bile hava gücünün ayakta kalmasını sağlayacak kadar etkili.
Müttefiklerde Yankısı
ABD’nin ACE stratejisi, kısa sürede müttefik ordulara da ilham kaynağı oldu.
İngiltere’nin “Global Dispersed Operations” planı, Avustralya’nın “Bare Base Concept” ve Japonya’nın “Base Resilience” yaklaşımı bu anlayışın farklı versiyonları olarak değerlendiriliyor.
NATO içinde de “Agile Basing Initiative” ve “Dynamic Force Employment” kavramlarıyla benzer uygulamalar geliştiriliyor. Bu durum, gelecekte çok uluslu ACE ağlarının kurulabileceği bir döneme işaret ediyor.
Sonuç: 21. Yüzyılın Yeni Hava Üs Doktrini
Agile Combat Employment, artık sadece bir plan değil, savaşın doğasına yön veren yeni bir düşünce biçimi.
ACE, klasik üs anlayışını kırarak, “esneklik = hayatta kalmak” denklemine dayanıyor. Küçük, hızlı ve zeki üs ağları, geleceğin hava savaşlarında en az bir filonun gücü kadar değerli hale geldi.
Bu strateji, gücün merkezileşmek yerine dağılmasının aslında zayıflık değil, modern dayanıklılığın sembolü olduğunu gösteriyor.
Kısacası, 21. yüzyılın hava kuvvetleri artık “en büyük üs”e değil, “en dayanıklı ağ”a sahip olan taraf olacak.





